Bölüm 6
Yazar: NUR AKDEMİR

Bölüm 6 — Çatlayan Sessizlik Kapıyı usulca kapattım. Ev yine aynıydı. Salondan televizyonun boğuk sesi geliyordu. Mutfaktan tencere kapaklarının birbirine çarpan sesi yükseliyordu. Annem bir şeylerle uğraşıyordu. Babamın öksürüğü koridorda yankılandı. Kimse "Hoş geldin." demedi. Ben de beklemiyordum. Ayakkabılarımı sessizce çıkardım. Başımı eğip merdivenlere yöneldim. Bugün kimseyle konuşacak gücüm yoktu. Odamın kapısını kapattığım an, sanki dışarıdaki dünya birkaç saniyeliğine durmuş gibiydi. Çantamı yatağın yanına bıraktım. Aynanın karşısına geçtim. Uzun uzun kendime baktım. Karşımdaki kız bana yabancı gibiydi. Gözlerinin altındaki morluklar biraz daha koyulaşmıştı. Yüzünde çocukluğundan kalan hiçbir iz yok gibiydi. Sadece yorgunluk vardı. Elimi aynaya uzattım. Soğuk cam parmaklarıma değdi. "Ben ne zaman böyle oldum?" diye fısıldadım. Cevap gelmedi. Yatağa uzandım. Sadece birkaç dakika dinlenmek istemiştim. Ama göz kapaklarım düşüncelerimden daha ağırdı. Ne zaman uyuduğumu hatırlamıyorum. ... "Mine!" Annemin sesiyle irkilerek gözlerimi açtım. Odam kararmıştı. Pencereden içeri giren turuncu gün ışığı yerini gri akşama bırakıyordu. Bir an nerede olduğumu anlamadım. Sonra yavaş yavaş hatırladım. Okul. Yol. Ev. Ayna. Uyku. Kapıya vuruldu. "Yemek hazır. Daha ne kadar uyuyacaksın?" "Hemen geliyorum." Sesim kısıktı. Yüzümü yıkamak için banyoya gittim. Soğuk su avuçlarımın arasından akarken aynaya tekrar baktım. Uyumak yorgunluğumu almamıştı. Sadece saatleri benden çalmıştı. Aşağı indim. Sofra hazırlanmıştı. Babam çoktan yerine oturmuştu. Televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu. Sessizce sandalyeme oturdum. Annem tabağıma yemek koyarken göz ucuyla bana baktı. "Bugün erken gelmişsin." "Evet." "Uyumuşsun." Başımı salladım. Babam çatalını bıraktı. "Deneme sınavı nasıl geçti?" Kalbim sıkıştı. Bu soruyu bekliyordum. "İdare eder." Babam kaşlarını çattı. "'İdare eder' diye bir sonuç yok." Masadaki sessizlik daha da ağırlaştı. "Ya iyidir ya kötüdür." Başımı eğdim. "İstediğim gibi geçmedi." Babam derin bir nefes aldı. "Son zamanlarda seni anlamakta zorlanıyorum." Bu cümle kulağıma çarpıp içimde bir yere saplandı. Çünkü ben de uzun zamandır kendimi anlamakta zorlanıyordum. Annem söze karıştı. "Eskiden daha çalışkandın." Eskiden... İnsanlar değişimi tek bir günde sanıyor. Oysa insan bazen her gün biraz biraz eksiliyor. Ve kimse bunu fark etmiyor. Yemek boyunca başka konuşan olmadı. Kaşıkların tabağa çarpan sesi, bu evin en uzun cümlesiydi. Yemek bitince tabağımı alıp mutfağa götürdüm. Tam bardağı lavaboya bırakırken elim kaydı. Bardak yere düştü. Keskin bir ses bütün evi doldurdu. Cam parçaları ayaklarımın önüne dağıldı. Annem hızla mutfağa geldi. Yüzündeki öfke, kırılan bardaktan daha keskindi. "Bir işi de doğru yap!" Olduğum yerde kaldım. Konuşamadım. Babam da mutfağa geldi. Yerdeki camlara baktı. Sonra bana. Hiç bağırmadı. Sadece sessizce şunu söyledi: "Dikkatsizlik alışkanlık olursa insan hayatını da kırar." O cümle, camlardan daha fazla canımı acıttı.Cam parçalarına uzun süre baktım. Kırılan sadece bir bardak değildi. İçimde, adını koyamadığım başka bir şey de sessizce çatlamıştı. Dizlerimin üzerine çöktüm. Camları tek tek toplamaya başladım. Parmaklarım titriyordu. Bir parçayı alırken elim kaydı. İnce bir cam parçası işaret parmağımı kesti. Önce acıyı hissetmedim. Sonra küçük bir kan damlası avucuma düştü. Ardından bir tane daha. Annem omzuma baktı. "Önce onu yıka. Sonra gel kalanları temizle." Sesinde endişe yoktu. Sadece yapılması gereken bir işi hatırlatır gibiydi. Musluğu açtım. Soğuk su, parmağımdaki kanı yavaşça akıtıyordu. Kırmızı renk lavabonun içinde kaybolurken aklımdan tek bir düşünce geçti. İnsan, bazı yaraların bu kadar kolay silinmesini isterdi. Ama olmuyordu. --- Temizlik bitince odama çıktım. Kapıyı kapattım. Bu kez sırtımı kapıya yaslamadım. Doğrudan masama yürüdüm. Çekmeceyi açtım. Siyah defter yine beni bekliyordu. Kalemi elime aldım. Uzun süre boş sayfaya baktım. Sonra yazmaya başladım. "Bugün bir bardak kırıldı. Her…