Sessiz Çığlık
Yazar: NUR AKDEMİR
Bazı çocuklar bağırmaz. Sadece susar. Karanlık bir evde büyüyen bir çocuk… Şiddetin, baskının ve “yetersizsin” cümlelerinin arasında kaybolur. Okulda sadece no…

Bolumler
- Bölüm 1 — Duvarların Dili Yoktu Bazı evler dışarıdan sıcacıktır. Perdeleri ütülü, camları tertemiz, kapıları misafir için her zaman açıktır. Komşular o eve bakınca "Ne güzel aile..." der. Kimse duvarların arkasındaki sessizliği duymaz. Benim adım Mine Bulut. On altı yaşındayım. Ve bu hikâyede kahraman değilim. Sadece uzun zamandır görünmeyen bir kızım. Her sabah saat altıda çalan alarmdan birkaç saniye önce gözlerimi açarım. Çünkü insan, korkuyla yaşamaya alışınca alarmdan bile önce uyanmayı öğreniyor. Koridordan annemin ayak sesleri geliyordu. "Mine! Hâlâ kalkmadın mı?" Kalkmıştım. Ama bunu söylemedim. Yatağımı düzelttim, aynaya baktım. Aynadaki kızın gözlerinin altında mor halkalar vardı. Gülümsedim. Yapaydı. Kendime bile inandıramadığım bir gülümseme... Mutfağa indiğimde babam çoktan gazeteye gömülmüştü. Annem çayı doldururken bana sadece bir kez baktı. "Deneme sınavın vardı bugün. Umarım bu kez bizi utandırmazsın." "Beni utandırmazsın." Ne garip bir cümle. Sanki ben onların kızı değil de taşınması gereken bir yükmüşüm gibi... Sessizce masaya oturdum. Kimse "Günaydın." demedi. Ben de demedim. Çünkü bazı evlerde kelimeler sadece emir vermek için kullanılır. Okul yolu yirmi dakika sürüyordu. İnsanlar kulaklıklarını takıp müzik dinliyordu. Ben ise insanların yüzlerine bakıyordum. Acaba hangisi gerçekten mutluydu? Hangisi sadece rol yapıyordu? Belki de benim gibi çoğu insanın içinde, kimsenin görmediği kırık bir dünya vardı. Okulun kapısından içeri girerken derin bir nefes aldım. Bir gün... Belki biri gerçekten "İyi misin?" diye sorardı. Ve cevabı gerçekten merak ederdi. Ama o gün... Henüz gelmemişti. Bölüm Sonu "İnsan en çok, kimsenin fark etmediği yerde kırılır."
- Bölüm 2 - Görünmeyen Gürültü
- Bölüm 3 — Kapının Ardındaki Sessizlik Kapıyı kapattım. Anahtarın kilitte çıkardığı ses, evin içindeki sessizliğe karıştı. Garipti... Dışarıdaki kalabalığın gürültüsü bitmişti ama içimdeki sesler hâlâ susmuyordu. Ayakkabılarımı yavaşça çıkardım. Ne kadar sessiz hareket edersem edeyim, bu evde varlığım bir hata gibi hissediliyordu. Mutfaktan tabak sesleri geliyordu. Annem oradaydı. "Gelince odana kaçma. Önce sofrayı hazırla." "Tamam." Tek kelime. Ne eksik ne fazla. Eskiden konuşmaya çalışırdım. Okulda olanları anlatırdım. Bir sınavdan yüksek aldığımda heyecanlanırdım. Düşük aldığımda üzülürdüm. Sonra fark ettim. Anlatınca hiçbir şey değişmiyor. İnsan, duyulmadığı yerde zamanla susmayı öğreniyor. Masaya tabakları dizerken elim bir bardağa çarptı. İnce bir ses çıktı. Annem başını çevirdi. "Dikkatli ol biraz. Her şeyi beceremiyorsun zaten." Cümle kısa sürdü. Ama içimde bıraktığı iz uzun olacaktı. Bazen düşünüyorum... Bir insan gerçekten beceriksiz olduğu için mi sürekli hata yapar? Yoksa sürekli hata yaptığı söylenirse, en sonunda buna inanmaya mı başlar? Sofra hazırdı. Babam geldi. Üzerime şöyle bir baktı. "Deneme nasıl geçti?" "İyiydi." Yalandı. Ama doğruların bu evde hiçbir işe yaradığını hiç görmedim. Babam omuz silkti. "O zaman daha iyisini bekliyoruz." Daha iyisi... Bu evde hep bir "daha" vardı. Daha yüksek not. Daha az konuşmak. Daha az hata yapmak. Daha az yük olmak... Ama hiçbir zaman "Sen nasılsın?" yoktu. Yemek boyunca kaşıkların sesi konuşmalardan daha fazlaydı. Sessizlik bazen huzur değildir. Bazen insanların birbirine söyleyemediği her şeydir. Yemek bitince tabağımı kaldırdım. Kimse teşekkür etmedi. Beklemiyordum da. Merdivenleri çıkarken her basamak biraz daha hafifletiyordu beni. Çünkü odam, bu evde bana ait olduğunu hissettiğim tek yerdi. Kapıyı kapattım. Sırtımı kapıya yasladım. Derin bir nefes aldım. İşte şimdi... Kimse beni izlemiyordu. Masamın çekmecesini açtım. Siyah defter oradaydı. Her zamanki gibi sessiz. Ama ben biliyordum. Bu evde beni en iyi dinleyen şey, o defterdi. Parmaklarımı kapağının üzerinde gezdirdim. Henüz açmadım. Çünkü bazı cümleler yazıldığı anda gerçek olur. Ve ben, içimde biriken gerçeklerden korkuyordum. Pencereye yürüdüm. Güneş yavaş yavaş binaların arkasına saklanıyordu. Gökyüzü turuncudan griye dönüyordu. Belki de insanlar sadece gökyüzünün renginin değiştiğini sanıyordu. Oysa bazı insanlar da, fark edilmeden böyle yavaş yavaş soluyordu. Ben de onlardan biriydim. Ve bunu... Henüz kimse bilmiyordu. Bölüm Sonu "Bazı sessizlikler, söylenemeyen cümlelerin mezarlığıdır."
- Bölüm 4
- Bölüm 5
- Bölüm 6
- Bölüm 7