Sessiz Çığlık

Bölüm 5

Yazar:

Sessiz Çığlık - NUR AKDEMİR kitap kapağı
Sessiz Çığlık kitap kapağı

Bölüm 5 — Aynadaki Yabancı Sabah yine alarm çalmadan açıldı gözlerim. Odanın içi hâlâ karanlıktı. Bir an hangi günde olduğumu unuttum. Sonra her şey yavaş yavaş yerine oturdu. Aynı oda. Aynı duvarlar. Aynı hayat. Yataktan kalkmadan tavana baktım. İnsan bazen yeni bir güne başlamaktan değil, aynı güne yeniden uyanmaktan yoruluyormuş. Koridordan annemin sesi geldi. "Geç kalacaksın." Sesinde öfke yoktu. Ama sıcaklık da yoktu. Sanki bana değil, yerine getirilmesi gereken bir göreve sesleniyordu. Hazırlandım. Üniformamı giydim. Aynanın karşısına geçtim. Uzun uzun kendime baktım. Çocukken aynalarda kendimi arardım. Şimdi ise tanımaya çalışıyordum. Gözlerimin içindeki ışık ne zaman azalmıştı? Bunu hatırlamıyordum. Belki bir günde olmamıştı. Belki insan, fark ettirmeden biraz biraz soluyordu. Mutfakta kahvaltı hazırdı. Masaya sessizce oturdum. Babam telefonuna bakıyordu. Annem çay bardaklarını topluyordu. Kimse konuşmadı. Sessizlik artık bu evin dili olmuştu. Bir lokma aldım. Boğazımdan zor geçti. Annem bana baktı. "Biraz daha dikkatli ol kendine. Böyle dalgın olursan hiçbir şey başaramazsın." Başımı salladım. Cevap vermedim. Çünkü bazen insan, açıklama yapacak gücü bile içinde bulamıyor. Okula giderken gökyüzü kapalıydı. Rüzgâr hafif hafif esiyordu. Kaldırımda yürüyen insanlar birbirlerini geçip gidiyordu. Kimsenin kimseyi gerçekten görmediğini düşündüm. Belki ben de görünmediğim için bu kadar yorulmuyordum. Belki herkes biraz görünmezdi. Sadece bazıları bunu daha erken fark ediyordu. Sınıfa girdiğimde ders çoktan başlamıştı. Öğretmen sadece başını kaldırıp bana baktı. "Yerine geç." Sessizce oturdum. Defterimi açtım. Sayfanın kenarına farkında olmadan küçük bulutlar çizmeye başladım. Sonra durdum. Soyadım geldi aklıma. Bulut. Bulutlar hep gökyüzünde özgür görünürdü. Ama ben... Sanki içimde yağmur taşıyan bir buluttum. Yağacak yer bulamayan. Ders boyunca anlatılanları dinlemeye çalıştım. Kelimeler kulağıma ulaşıyordu. Ama zihnime ulaşamıyordu. İnsan bazen o kadar yoruluyor ki, en basit cümle bile ağır geliyormuş. Zil çaldığında herkes hızla dışarı çıktı. Ben pencerenin önünde kaldım. Bahçede öğrenciler gülüyordu. Bir top oradan oraya savruluyordu. Bir kız arkadaşına sarıldı. O an içimden tek bir düşünce geçti. İnsan gerçekten böyle gülebilir mi? Yoksa ben mi nasıl olduğunu unuttum? Okul bitince eve dönmek için yürümeye başladım. Bugün adımlarım daha yavaştı. Çünkü eve yaklaştıkça içimde açıklayamadığım bir ağırlık büyüyordu. Kapıya geldiğimde cebimdeki anahtarı çıkardım. Bir an elim durdu. Sonra kendi kendime fısıldadım. "Dayan." Kime söylediğimi bilmiyordum. Belki kendime. Belki içimde hâlâ kaybolmamış olan o küçük kıza. Kapıyı açtım. Ev yine aynıydı. Ama ben... Ben sanki her gün biraz daha değişiyordum. Ve en çok korktuğum şey şuydu: Bir gün aynaya baktığımda, karşımdaki yabancının gerçekten ben olduğuma inanmak. "İnsan, kendini kaybettiğini çoğu zaman aynaya bakınca değil; artık gözlerinin içine bakamadığında anlar. " Bölüm Sonu

Bölümün tamamını WritePad'de oku