Bölüm 4
Yazar: NUR AKDEMİR

Bölüm 4 — Sessizliğin Ezberi Odamın kapısını kapattığımda dışarıdaki sesler bir anda kesilmedi. Sadece uzaklaştılar. Annemin mutfakta kaldırdığı tabakların sesi, babamın televizyonun sesini gereğinden fazla açması, koridorda yankılanan ayak sesleri... Hepsi duvarların ardından bana ulaşmaya devam ediyordu. İnsan bazen yalnız kalınca sessizlik bulacağını sanıyor. Oysa yalnızlık, sesleri susturmuyor. Sadece onları daha belirgin hâle getiriyor. Masamın başına oturdum. Siyah defter çekmecenin içindeydi. Kapağını açmadan önce birkaç saniye bekledim. O defterin garip bir yanı vardı. İçine yazdığım hiçbir cümle beni yargılamıyordu. Ne eksik olduğumu söylüyordu ne de neden daha iyi olamadığımı soruyordu. Kalemi elime aldım. Sayfanın en üstüne tarih attım. Sonra uzun süre hiçbir şey yazamadım. Çünkü bazen insanın içinde o kadar çok cümle birikir ki, hangisinin önce çıkacağını bilemez. Derin bir nefes aldım. " Bugün yine aynı şey oldu." Yazıya öyle başladım. " Kimse bana bağırmadı okulda . Kimse bana vurmadı. Kimse önümde beni küçük düşürmedi. Ama yine de eve dönerken kendimi dünyanın en ağır yükünü taşıyormuş gibi hissettim. Demek ki insanı yoran şey sadece yaşananlar değilmiş . Yaşanmasını bekledikleri de insanı yoruyormuş. Kalemi bıraktım. Yazdıklarımı okudum. Sanki onları ben yazmamışım gibi geldi. Belki de insan en çok kendine yabancılaşıyordu. Defteri kapattım. Odanın içinde dolaşmaya başladım. Kitaplığın önünde durdum. Raflarda dizili kitapların çoğu okul içindi. Bazılarının sayfaları tertemizdi. Bazılarının kenarlarında küçük notlar vardı. Bir kitabı elime aldım. İlk sayfasını açtım. "Başarı emek ister." Sayfanın üstünde yazan cümle buydu. Çocukluğumdan beri buna benzer yüzlerce söz duydum. "Çalışırsan başarırsın." "İstersen yaparsın." "Pek çok kişi senden daha zor şartlarda okuyor." Belki hepsi doğruydu. Ama kimse şunu söylememişti: " İnsan bazen sadece ayakta kalabilmek için bile bütün gücünü harcar." Kapının ardından babamın sesi duyuldu. "Mine." Yerimden kalktım. Kapıyı açtım. "Efendim?" Yüzü her zamanki gibi ifadesizdi. "Yarın erkenden kalk. Eksiklerin varsa çalış." Başımı salladım. "Tamam." Söyleyeceği başka bir şey yoktu. Benim de yoktu. Kapıyı kapattığımda içimde garip bir boşluk oluştu. Babam kötü biri miydi? Bu soruyu kendime defalarca sormuştum. Hayır... Belki değildi. Annem kötü biri miydi? Ona da aynı cevabı veriyordum. Hayır. Ama iyi insanlar da bazen başkalarının içinde kapanmayan yaralar bırakabiliyormuş. Bunu artık biliyordum. Gece ilerledikçe odanın içi daha da karardı. Lambayı yakmadım. Pencerenin önüne geçtim. Karşı apartmanın bazı dairelerinde hâlâ ışık yanıyordu. Bir evde sofradan kahkahalar yükseliyordu. Başka bir evde küçük bir çocuk pencereye çıkıp gökyüzünü gösteriyordu. Bir kadın çiçeklerini suluyordu. Hayatlar birbirine ne kadar benziyordu uzaktan. Yaklaştığında ise her pencerenin ardında başka bir hikâye vardı. Belki bizim evimize bakan biri de aynı şeyi düşünüyordu. "Düzenli bir aile." "Başarılı insanlar." "Ne güzel bir hayat." İnsanlar dışarıdan gördüklerine inanmayı seviyordu. Çünkü görünmeyen şeyler daha fazla cesaret istiyordu. Yatağıma uzandım. Tavana baktım. Çocukken tavandaki küçük çatlakları bulutlara benzetirdim. Şimdi sadece çatlak görüyorum. Galiba büyümek biraz da buydu. Hayal kurduğun yerlere bile gerçeklerin yerleşmesi. Telefonumun ekranı kısa süreliğine aydınlandı. Sınıf grubuna yine mesajlar gelmişti. Birisi sınav sorularını tartışıyordu. Bir başkası hafta sonu için plan yapıyordu. Parmağım klavyenin üzerinde bekledi. "İyi geceler." yazabilirdim. Sonra vazgeçtim. Mesajı sildim. Bazen konuşmaya başlamadan susuyordum. Çünkü sessiz kalmaya alışan biri, kelimeleri de yabancı gibi görmeye başlıyordu. Telefonu kapatıp başımı yastığa koydum. Uyumak istiyordum. Ama zihnim durmuyordu. Annemin sabah söyledikleri... Babamın beklentileri... Okul... Sınav... Defter... Hepsi birbirine karışmıştı. Gözlerimi kapattım. Çocukluğumu düşündüm. Bir zamanlar resim yapmayı çok severdim. Renkli kalemlerim…