Bölüm 3 — Kapının Ardındaki Sessizlik Kapıyı kapattım. Anahtarın kilitte çıkardığı ses, evin içindeki sessizliğe karıştı. Garipti... Dışarıdaki kalabalığın gürültüsü bitmişti ama içimdeki sesler hâlâ susmuyordu. Ayakkabılarımı yavaşça çıkardım. Ne kadar sessiz hareket edersem edeyim, bu evde varlığım bir hata gibi hissediliyordu. Mutfaktan tabak sesleri geliyordu. Annem oradaydı. "Gelince odana kaçma. Önce sofrayı hazırla." "Tamam." Tek kelime. Ne eksik ne fazla. Eskiden konuşmaya çalışırdım. Okulda olanları anlatırdım. Bir sınavdan yüksek aldığımda heyecanlanırdım. Düşük aldığımda üzülürdüm. Sonra fark ettim. Anlatınca hiçbir şey değişmiyor. İnsan, duyulmadığı yerde zamanla susmayı öğreniyor. Masaya tabakları dizerken elim bir bardağa çarptı. İnce bir ses çıktı. Annem başını çevirdi. "Dikkatli ol biraz. Her şeyi beceremiyorsun zaten." Cümle kısa sürdü. Ama içimde bıraktığı iz uzun olacaktı. Bazen düşünüyorum... Bir insan gerçekten beceriksiz olduğu için mi sürekli hata yapar? Yoksa sürekli hata yaptığı söylenirse, en sonunda buna inanmaya mı başlar? Sofra hazırdı. Babam geldi. Üzerime şöyle bir baktı. "Deneme nasıl geçti?" "İyiydi." Yalandı. Ama doğruların bu evde hiçbir işe yaradığını hiç görmedim. Babam omuz silkti. "O zaman daha iyisini bekliyoruz." Daha iyisi... Bu evde hep bir "daha" vardı. Daha yüksek not. Daha az konuşmak. Daha az hata yapmak. Daha az yük olmak... Ama hiçbir zaman "Sen nasılsın?" yoktu. Yemek boyunca kaşıkların sesi konuşmalardan daha fazlaydı. Sessizlik bazen huzur değildir. Bazen insanların birbirine söyleyemediği her şeydir. Yemek bitince tabağımı kaldırdım. Kimse teşekkür etmedi. Beklemiyordum da. Merdivenleri çıkarken her basamak biraz daha hafifletiyordu beni. Çünkü odam, bu evde bana ait olduğunu hissettiğim tek yerdi. Kapıyı kapattım. Sırtımı kapıya yasladım. Derin bir nefes aldım. İşte şimdi... Kimse beni izlemiyordu. Masamın çekmecesini açtım. Siyah defter oradaydı. Her zamanki gibi sessiz. Ama ben biliyordum. Bu evde beni en iyi dinleyen şey, o defterdi. Parmaklarımı kapağının üzerinde gezdirdim. Henüz açmadım. Çünkü bazı cümleler yazıldığı anda gerçek olur. Ve ben, içimde biriken gerçeklerden korkuyordum. Pencereye yürüdüm. Güneş yavaş yavaş binaların arkasına saklanıyordu. Gökyüzü turuncudan griye dönüyordu. Belki de insanlar sadece gökyüzünün renginin değiştiğini sanıyordu. Oysa bazı insanlar da, fark edilmeden böyle yavaş yavaş soluyordu. Ben de onlardan biriydim. Ve bunu... Henüz kimse bilmiyordu. Bölüm Sonu "Bazı sessizlikler, söylenemeyen cümlelerin mezarlığıdır."
Yazar: NUR AKDEMİR

Bölüm 3 — Kapının Ardındaki Sessizlik Kapıyı kapattım. Anahtarın kilitte çıkardığı ses, evin içindeki sessizliğe karıştı. Garipti... Dışarıdaki kalabalığın gürültüsü bitmişti ama içimdeki sesler hâlâ susmuyordu. Ayakkabılarımı yavaşça çıkardım. Ne kadar sessiz hareket edersem edeyim, bu evde varlığım bir hata gibi hissediliyordu. Mutfaktan tabak sesleri geliyordu. Annem oradaydı. "Gelince odana kaçma. Önce sofrayı hazırla." "Tamam." Tek kelime. Ne eksik ne fazla. Eskiden konuşmaya çalışırdım. Okulda olanları anlatırdım. Bir sınavdan yüksek aldığımda heyecanlanırdım. Düşük aldığımda üzülürdüm. Sonra fark ettim. Anlatınca hiçbir şey değişmiyor. İnsan, duyulmadığı yerde zamanla susmayı öğreniyor. Masaya tabakları dizerken elim bir bardağa çarptı. İnce bir ses çıktı. Annem başını çevirdi. "Dikkatli ol biraz. Hiçbir şeyi beceremiyorsun zaten." Cümle kısa sürdü. Ama içimde bıraktığı iz uzun olacaktı. Bazen düşünüyorum... Bir insan gerçekten beceriksiz olduğu için mi sürekli hata yapar? Yoksa sürekli hata yaptığı söylenirse, en sonunda buna inanmaya mı başlar? Sofra hazırdı. Babam geldi. Üzerime şöyle bir baktı. "Deneme nasıl geçti?" "İyiydi." Yalandı. Ama doğruların bu evde hiçbir işe yaradığını hiç görmedim. Babam omuz silkti. "O zaman daha iyisini bekliyoruz." Daha iyisi... Bu evde hep bir "daha" vardı. Daha yüksek not. Daha az konuşmak. Daha az hata yapmak. Daha az yük olmak... Ama hiçbir zaman "Sen nasılsın?" yoktu. Yemek boyunca kaşıkların sesi konuşmalardan daha fazlaydı. Sessizlik bazen huzur değildir. Bazen insanların birbirine söyleyemediği her şeydir. Yemek bitince tabağımı kaldırdım. Kimse teşekkür etmedi. Beklemiyordum da. Merdivenleri çıkarken her basamak biraz daha hafifletiyordu beni. Çünkü odam, bu evde bana ait olduğunu hissettiğim tek yerdi. Kapıyı kapattım. Sırtımı kapıya yasladım. Derin bir nefes aldım. İşte şimdi... Kimse beni izlemiyordu. Masamın çekmecesini açtım. Siyah defter oradaydı. Her zamanki gibi sessiz. Ama ben biliyordum. Bu evde beni en iyi dinleyen şey, o defterdi. Parmaklarımı kapağının üzerinde gezdirdim. Henüz açmadım. Çünkü bazı cümleler yazıldığı anda gerçek olur. Ve ben, içimde biriken gerçeklerden korkuyordum. Pencereye yürüdüm. Güneş yavaş yavaş binaların arkasına saklanıyordu. Gökyüzü turuncudan griye dönüyordu. Belki de insanlar sadece gökyüzünün renginin değiştiğini sanıyordu. Oysa bazı insanlar da, fark edilmeden böyle yavaş yavaş soluyordu. Ben de onlardan biriydim. Ve bunu... Henüz henüz kimse bilmiyordu. "Bazı sessizlikler, söylenemeyen cümlelerin mezarlığıdır. " Bölüm Sonu