Bölüm 1 — Duvarların Dili Yoktu Bazı evler dışarıdan sıcacıktır. Perdeleri ütülü, camları tertemiz, kapıları misafir için her zaman açıktır. Komşular o eve bakınca "Ne güzel aile..." der. Kimse duvarların arkasındaki sessizliği duymaz. Benim adım Mine Bulut. On altı yaşındayım. Ve bu hikâyede kahraman değilim. Sadece uzun zamandır görünmeyen bir kızım. Her sabah saat altıda çalan alarmdan birkaç saniye önce gözlerimi açarım. Çünkü insan, korkuyla yaşamaya alışınca alarmdan bile önce uyanmayı öğreniyor. Koridordan annemin ayak sesleri geliyordu. "Mine! Hâlâ kalkmadın mı?" Kalkmıştım. Ama bunu söylemedim. Yatağımı düzelttim, aynaya baktım. Aynadaki kızın gözlerinin altında mor halkalar vardı. Gülümsedim. Yapaydı. Kendime bile inandıramadığım bir gülümseme... Mutfağa indiğimde babam çoktan gazeteye gömülmüştü. Annem çayı doldururken bana sadece bir kez baktı. "Deneme sınavın vardı bugün. Umarım bu kez bizi utandırmazsın." "Beni utandırmazsın." Ne garip bir cümle. Sanki ben onların kızı değil de taşınması gereken bir yükmüşüm gibi... Sessizce masaya oturdum. Kimse "Günaydın." demedi. Ben de demedim. Çünkü bazı evlerde kelimeler sadece emir vermek için kullanılır. Okul yolu yirmi dakika sürüyordu. İnsanlar kulaklıklarını takıp müzik dinliyordu. Ben ise insanların yüzlerine bakıyordum. Acaba hangisi gerçekten mutluydu? Hangisi sadece rol yapıyordu? Belki de benim gibi çoğu insanın içinde, kimsenin görmediği kırık bir dünya vardı. Okulun kapısından içeri girerken derin bir nefes aldım. Bir gün... Belki biri gerçekten "İyi misin?" diye sorardı. Ve cevabı gerçekten merak ederdi. Ama o gün... Henüz gelmemişti. Bölüm Sonu "İnsan en çok, kimsenin fark etmediği yerde kırılır."
Yazar: NUR AKDEMİR

Bölüm 1 — Duvarların Dili Yoktu Bazı evler dışarıdan sıcacıktır. Perdeleri ütülü, camları tertemiz, kapıları misafir için her zaman açıktır. Komşular o eve bakınca "Ne güzel aile..." der. Kimse duvarların arkasındaki sessizliği duymaz. Benim adım Mine Bulut. On altı yaşındayım. Ve bu hikâyede kahraman değilim. Sadece uzun zamandır görünmeyen bir kızım. Her sabah saat altıda çalan alarmdan birkaç saniye önce gözlerimi açarım. Çünkü insan, korkuyla yaşamaya alışınca alarmdan bile önce uyanmayı öğreniyor. Koridordan annemin ayak sesleri geliyordu. "Mine! Hâlâ kalkmadın mı?" Kalkmıştım. Ama bunu söylemedim. Yatağımı düzelttim, aynaya baktım. Aynadaki kızın gözlerinin altında mor halkalar vardı. Gülümsedim. Yapaydı. Kendime bile inandıramadığım bir gülümseme... Mutfağa indiğimde babam çoktan gazeteye gömülmüştü. Annem çayı doldururken bana sadece bir kez baktı. "Deneme sınavın vardı bugün. Umarım bu kez bizi utandırmazsın." "Beni utandırmazsın." Ne garip bir cümle. Sanki ben onların kızı değil de taşınması gereken bir yükmüşüm gibi... Sessizce masaya oturdum. Kimse "Günaydın." demedi. Ben de demedim. Çünkü bazı evlerde kelimeler sadece emir vermek için kullanılır. Okul yolu yirmi dakika sürüyordu. İnsanlar kulaklıklarını takıp müzik dinliyordu. Ben ise insanların yüzlerine bakıyordum. Acaba hangisi gerçekten mutluydu? Hangisi sadece rol yapıyordu? Belki de benim gibi çoğu insanın içinde, kimsenin görmediği kırık bir dünya vardı. Okulun kapısından içeri girerken derin bir nefes aldım. Bir gün... Belki biri gerçekten "İyi misin?" diye sorardı. Ve cevabı gerçekten merak ederdi. Ama o gün... Henüz gelmemişti. "İnsan en çok, kimsenin fark etmediği yerde kırılır."