Bölüm 1
Yazar: Mey

"Seninle mutlu bir yuva kurmayı herkes isterdi. Hiçbir zaman kolay yolu seçen biri olmadım. Ben seninle yanmak istiyorum." Hızlı bir şekilde evin arkasındaki kamelyaya yürürken neredeyse boğazım çatlayacak şekilde bağırıyordum. "Hazan, nerdesin baş belası? Nereye saklanırsan saklan, seni bulacağımı biliyorsun. Çık dışarı." Evin kapısı açılınca o tarafa döndüm. "Ne kaçması Umay'ım. Biliyorsun biz kaçmayız. Sadece sonumuzu erteleriz." Yüzünde o tatlı gülümsemesiyle bana bakarken ona sinirli kalabilmem mümkün değildi. O da bunu bildiğinden tehditimi umursamadan hemen arkasını döndü. Evin içine yönelirken konuşmaya devam etti. "Sana sevdiğin bal-kaymaktan aldım. Hem de kek yaptım.En azından bugün beni öldürmeni engeller diye düşünüyorum." dedi. Yaptığı şeyin farkında olduğundan beni kontrolü altına almak için elinden geleni yapmıştı. Annesinin gönlünü almaya çalışan yaramaz çocuklara benzemesine gülerek arkasından ben de eve girdim. Öfkem herkese sonsuzken Hazan'ın yüzünü görmem bile öfkemin dinmesine yetiyordu. Benim en yumuşak noktam da bu kızdı. Kimsesizliğimi varlığıyla öyle bir sarmıştı ki 17 yıldır yaralarımı tek bir kez bile kanatmamıştı. Bu kısacık hayatımda benim dayanağım olmuştu. Ama bugün benim sınırlamı gerçekten zorlamıştı. "Hazan, bana söylesene. Kendine bilet alırken benim öğrenemeyeceğimi mi sandın?" Hazan zeki bir kızdı. Uçak biletini benim kartımı kullanarak alırken benim öğreneceğimi çok iyi biliyordu. Normalde İstanbul'a gitmek için bilet almasına gerek yoktu. Benimle gelmek istediğini ve kararlı olduğunu benim gözüme sokmak istemişti. Mutfağa girdiğimde fırından keki çıkarıp bana döndü. "Asıl sen bensiz nasıl İstanbul'a dönebileceğini düşündün?" Yıllardır planladığımız, son iki senedir ise tüm ayrıntılarıyla kesinleşen planımda Hazan'a kesinlikle yer yoktu. O benim zayıf noktamdı ve kimsenin bana karşı kullanabileceği bir zaafımın olmasını istemiyordum. Onu anlayabiliyordum ama benimle geldiğinde açık hedef haline gelecekti. Bana zarar vermek isteyenlerin ilk tercihi Hazan olurdu. Onu korumaya çalışmak için ekstra bir efor harcamak işimi zorlaştırırdı. Benimle gelmeyip burda işlerimizle ilgilenmesi gerektiğiyle ilgili onu ikna ettiğimi sansam da pek de ikna olmadığını anlamıştım. "Umay günlerdir bu konuyu konuşuyoruz. Seni ikna ettiğimi düşünüyordum." Derin bir nefes aldım. Sakinleşmeme yeterli olmadı. Sinirlerime hakim olamayarak sesimi yükseltip konuşmaya devam ettim. "Niye anlamak istemiyorsun? Ben oraya üniversite okumaya, bir akrabamı ziyaret etmeye ya da tatile gitmiyorum. Ben, benden alınan her mutlu gün için onların dünyasını karartmaya gidiyorum. Beni, o kan havuzunda annemin, babamın, abimin ve küçük kardeşimin cesetleriyle saatlerce yalnız bırakan o leş sürüsünün içine dalmaya gidiyorum. Ben gerekirse intikamım için ölmeye gidiyorum Hazan." Aslında beni sinirlendiren o değildi. Tüm sinirim, ailemin intikamını almak için bana bir gençlik harcatanlaraydı. 17 yılımın geçtiği bu evi terk etmek istemiyordum. Küçükken oyunlar oynadığım, bahçesindeki meyve ağaçlarına çıkıp kusana kadar erik yediğim, geceleri herkesten gizli ilk sigaramı içtiğim, evde kimse yokken bahçeye hazırladığım kahvaltılarda ailem halâ yaşıyormuş gibi hissetmek için ailemin hayaliyle sohbet edip, abim ve kardeşimin hayalleriyle oyunlar oynadığım bu bahçeyi terk etmek istemiyordum. Tüm planlarıma, dertlerime, gözyaşlarıma şahit olan, etrafındaki sarmaşık güllerin kokusuna hayran olduğum, ruhuma iyi gelen bu kemalyayı terk etmek istemiyordum. Ama anne babam toprağın altındayken, abim ve kardeşimden bir ömür çalınmışken malikanelerinde huzur içinde oturan Fatih Sayar ve ailesi beni buna mecbur bırakmıştı. Temellerini babamın attığı şirkette, annemin her metresini kendi tasarladığı evde mutlu mesut yaşamalarına izin vermeyecektim. Hazan mutfak masasındaki sandalyeyi çekip oturdu.Yüzü düşmüştü. Hüzünlü çehresini görmekten nefret ediyordum. "Ben kimim Umay? Baksana bir bana. Bir bak şu eve. Kimim kaldı senden başka ?" Bir süre durakladı,…