Alevden Akasya

8. Bölüm

Yazar:

Alevden Akasya - Ebru Yıldız kitap kapağı
Alevden Akasya kitap kapağı

"Başlık parası, başlık parası, başlık parası...." Herkes nefesini tutmuş Mehmet Bey'in dudaklarından çıkacak kelimeleri beklerken, onun kulakları bu iki kelime ile çınlıyordu. "Mehmet'im?" Sıcacık bir el hissetti. Başını hafifçe dizinin üstündeki ele indirdiğinde, 30 yıl önce tuttuğu eli gördü gözleri. O zamanlar daha pürüzsüzdü tabii ama hala aynı sıcaklık... "Mehmet'im, bir şey de!" Sultan Hanım'ın sesinde tedirginlik vardı. Yıllardır aynı yastığa baş koyduğu adama bir şey olacak korkusu. Lakin korkmaması, sinirlenmemesi hatta çok da mutlu olmaması gerekiyordu Sultan Hanım'ın. Denge şarttı bir o kadar da zor... Hele ki söz konusu duygularsa çok daha zor... Derin bir iç çekti Mehmet Bey. Dizinin üstündeki eli tutarak sıktı hafifçe ve bırakıp ayağa kalktı. Sultan Hanım rahatlamıştı. Şimdi ise olacakları merakla bekliyordu, diğer herkes gibi. Gözleri tek bir kişinin gözlerinde odaklanmıştı Mehmet Bey'in. Yavaş adımlarla o gözlerin sahibine doğru yürüdü, yürüdü... Tam karşısına gelince ellerini tuttu. "Affet!" dedi fısıltıyla ve devam etti. "Affet beni kızım! Elimden bu kadarı geldi, sizi zenginlik içinde yaşatamadım. Keşke, keşke daha fazla çalıssaydım. Hamallıkta yapsaydım. Taksiye çıksaydım. Keşke uyku nedir bilmeseydim de daha çok para kazansaydım." "Baba..." Elini kaldırarak Efsun'u susturdu Mehmet Bey. "Müsade et kızım, özrüm bitmedi! Ben, sana babalık yaptım sanmışım kızım, affet. Ben iyi bir baba olabilseydim, bugün bunların hiç biri yaşanmazdı! Affet!" Yavuz, yerinde huzursuz bir şekilde kıpırdanmaya başlamıştı. Mehmet Bey'in söyledikleri gerçek miydi? Efsun'u o sırtlanla evlendirecek miydi? Dudu, tüm bu sözlerin peşinden altınlarını biraz daha şangırdattı. "Merak etme da Memet abi. Bundan sonra emekli olursun artık. Damadın da paşalar gibi bakar sana, hiç tasa etme." Mehmet Bey, duymazlıktan gelerek devam etti; "Şimdi de bana kızım. Senin gönlün Alper'e ne der?" Efsun öyle bir ikilemde kalmıştı ki. Ailesine yük müydü gerçekten? Ailesi için vazgectikleri gözünün önünden birer birer geçiyordu. Bir hayalini daha gömmek gerekse, onu da yapardı. Ama bu kez mesele yalnızca kendisi degildi. Kalbi ilk kez söz dinlemiyordu. O, güven vermişti, yanındayım demişti. Efsun, şimdi gitmek mi zorundaydı? "Baba, ben..." "Aşkından gebersende benim rızam yok!" "Tayfun! Sen sus!" Mehmet Bey, Tayfun'u susturup tekrar döndü Efsun'a. Tayfun'a yükselttiği sesten eser yoktu. Öyle sefkatliydi ki... "Daha önce gönlüm yok dedin. Şimdi gönlün var mı?" "Baba, benim gönlüm yok ama eğer siz..." "Aması maması yok Efsun'um. Madem gönlün yok, o zaman aması da yok!" Kızının ellerini bırakıp Dudu'ya doğru döndü. "Duydunuz, kızımın gönlü yok. Benimde satılık evladım yok. Haydi, uğurlar ola!" "Aaaaa, üstüme iyilik sağlık. O nasıl laf Memet abi? Biz hayırlı iş..." Mehmet Bey, bu kez bağırdı. Yer gök inledi derler ya, işte tam da öyle bağırdı. "Kes sesini be kadın! Sen benim kızıma, gözümün nuruna, cennetime ne dedin aklın almaz mı? Ağzından çıkanı kulağın duymadan mı konuştun yoksa?" "Mehmet amca!" Annesine ses yükseltilmesini içine sindiremeyen Alper, ayağa kalkarak çok da keskin olmayan şekilde Mehmet Bey'i uyarmıştı, kendince. Tayfun'la beraber üzerine doğru yürüyen Yavuz'u görünce de bir adım geriledi. "Gidin artık Sevgi. Daha fazla tadımız kaçmasın, gönüller kırılmasın." Sultan Hanım da ayaklanıp bir eliyle kapıyı işaret etmişti. "Gideriz ahretliğim, gideriz tabii de gönül koyma bana kurban olim." "Kapının yolunu biliyosun. Uğurlar ola!" Sesindeki kırgınlık, az önce içtiği kahveden daha acı gelmişti Sevgi Hanım'a. Ama haklıydı ahretliği, yerden göğe kadar haklıydı. Dudu'nun kolundan çekiştirip 'hadi' diyerek ittire ittire kapıya yönlendirdi. Dudu ağzını açmaya kalktığında bu kez başından beri hiç müdahale de bulunmayan İsmail Bey'in sesi duyuldu; "Kes daaa Dudu! Ağzından tek bi kelam daha çıksın, yaşına başına bakmam... La havleeee... De hayde yürü git, kötü kötü konuşturma beni!" İstenmeyen misafirler, geldiklerinin tam tersi asılmış suratlarla salonda…

Bölümün tamamını WritePad'de oku