5. Bölüm
Yazar: Ebru Yıldız

Yeni bölümü sabırsızlıkla bekleyenler burda mııı? 🥰 Bu bölümde hüzün, öfke, çaresizlik, aşk veeee bolca kahkaha var 🌿🥰 Oy verip yorum yapmayı unutmayın canlar 🥰 Sizi seviyorum ♥️ Keyifli okumalar 🌿 🌿 🌿 "Neden bu kadar zor yaşamak, hiç anlamadım Hep aklımda aynı soru; doğmasamıydım Şimdi baştan her şeyi geri sarmalıyım Çok üstüme gelme hayat, ben de insanım. Bi rahat ver bana, bi nefes almalıyım Belki de ben seni çok ciddiye almışım Şimdi baştan her şeyi geri sarmalıyım Çok üstüme gelme hayat, ben de insanım..." Neden bu kadar zor ki yaşamak? 'Hayaller' yaşamak için en büyük motivesiyse insanın, onları gerçekleştirmek neden bu kadar zor? İstediğimi elde ettim! Gecem gündüzüm bir oldu, zaman kavramını unuttum. Edebiyat bölümünü kazanmak için kendimi parçaladım. Ya şimdi? Şimdi ne oldu? Benim 'hayalim' aileme yük oldu! Abim (evet, artık abim) işten atıldı... İpek ile abimin kavuşmasının üstünden bir hafta geçmemişti bile. Öğleden sonra annemin evdeki yokluğunu fırsat bilip, yeni aldığı gold işlemeli fincanlarından birine kahvemi yaparak kamelyaya doğru yürümeye başladım. Abimle aramız düzelmişti. Yavaş yavaş eskiye dönüyorduk. İpek de mutluydu. Artık babasının kollarında, annesinin kokusuyla uyuyordu. Üstelik istediğim bölümü de kazanıp İstanbul'da kalmıştım. Tüm bunları düşünerek birazcık keyif yapayım dedim. Demez olaydım!.. "Abi?" dedim sessizce. Bu saatte abimin evde ne işi vardı? Yaklaştım. Kamelyada oturmuş, kafasını geriye atmış, iki eliyle de yüzünü kapatmıştı. Ceketi, yanında duran laptop çantasının üzerindeydi. Gömleğinin kollarını kıvırmış, kravatını da yarıya indirmişti. Kan mı o? Gömleğinde kan vardı! "Abi! Bu ne hal? Ne oldu?" Ellerini yüzünden çektiğinde tiz bir çığlık atarak elimdeki fincanı düşürdüm. Gitti takım... "Sus İnci sus!" Parmaklarını dudaklarına götürüp sus isareti yaptı. "İyiyim ben. Yok bir şeyim." "Bu mu iyi halin? Gözün mosmor, dudağın patlamış." "Yok bir şeyim. Annem evde mi?" "İpek'i parka götürdü, evde yok." "Ohhh, iyi bari. Efsun içerde mi?" "Geç abi geç. Annem gelmeden toparlayalım seni. Annemin fincan takımını da bozdum senin yüzünden. Offf ya, demediğini bırakmicak!" Bıkkın bir halde bir elimle 'hadi' işareti yapıp diğer elimle laptop çantasını ve ceketini aldım. Eve girdiğimizde bir çığlık da ablamdan duyulduktan sonra, salondaki üçlü koltuğa oturur vaziyette attı kendini abim. "Efsun, ne olur kapat şunları. Makyaj zımbırtılarından vardır bi şeyler dimi? İpek görmesin!" "Kızını bu kadar düşünseydin bu hale gelmezdin Tayfun!" "Abi desene kızım! Tam 3 yaş büyüğüm senden, 3." "Günün birinde ben sana ablalık değil de sen bana abilik yaparsan derim TAY-FUN!" Abim, gözlerini devirdikten sonra ellerini havaya kaldırarak pes ettiğini gösterdi. İkisi arasında hep, garip bir değişim vardı. Abim kardeş, Ablam ise onun ablası oluyordu. Sanırım bu, ablamın baskın karakteriyle ilgili bir durumdu. Neyse ki ben vardım da abim, abilik adı altındaki tüm sinir bozucu davranışlarını bana karşı sergileyebiliyor, egosunu tatmin edebiliyordu. Vay benim halime... Ablam, vakit kaybetmeden yaraları temizleyip pansuman yaptı. Kapatıcı ile morlukları da kapatırken ben de temiz tişört getirdim. Yaptığı makyajı bitirdikten sonra "Anlat bakalım Tayfun Bey." diyerek kapatıcının kapağını kapatıp sehpanın üzerine koydu Ablam. Ben de, ablam da gözümüzü abime dikmiş bekliyorduk. "İnci, bak bakim abim, rengi tenime uymuş mu?" "Uymuş abi. Tam anlamıyla 'dayak yemiş erkek makyajı' olmuş. Eline sağlık Ablam." "Dalga geçme kız! Hem sen bide ..." "Bide karşı tarafı mı görsün Tayfun? Ergen misin sen? Lisede mi kaldı aklın? Baba oldun hala köpek gibi dalaşıyosun milletle. Delirtme insanı da anlat hadi. Annemle İpek gelir birazdan " Lisedeyken de çok fenaydı abim. İki gün de bir mutlaka eve geldiğinde bir yerlerinde morluk, yara bir şeyler olurdu hep. "Damarıma basıyolar napim" diye de savunmaya geçerdi hemen. Damarı ya Galatasaray olurdu ya da eğri duran burnu. Gerçi şimdi burnu düzgündü. İşe başladıktan sonra kendi kazandığı…