ZYNARA - Çağrı

Bölüm 3

Yazar:

ZYNARA - Çağrı – Melike Koparan kitap kapağı
ZYNARA - Çağrı – Melike Koparan kitap kapağı

​Karanlıktaki kehribar gözler aynı anda öne fırladı. ​İlk yaratık gölgelerin içinden çıktığında Eira nefes almayı unuttu. Simsiyah, derimsi bir gövdesi ve havayı yırtan uzun pençeleri vardı. Kurumuş bir boğazdan çıkan o hırıltı yeri sarstı. ​"Yere yat!" diye bağırdı Kael. ​Eira hiç düşünmeden kendini geriye, o esnek zemine doğru attı. Tam o anda başının üzerinden geçen bir pençe, havayı ıslık çalarak kesti. ​Kael öne fırlamıştı. Işık kılıcı karanlığın içinde beyaz kavisler çiziyor, her hamlesinde parıldayan gümüş tozlar havaya saçılıyordu. O an Eira, Kael’in gözlerindeki değişimi fark etti. Soluk kehribar rengi olan gözü, karanlıkta adeta bir fener gibi parlıyordu. Kael, yaratıkların hamlelerini daha onlar yapmadan görüyordu. ​Kael bir adım geri çekildi, kılıcını ters çevirip ilk yaratığın göğsüne sapladı. Yaratık acıyla uludu ve saniyeler içinde kül gibi dağılarak rüzgara karıştı. ​Ancak Kael’in kılıcı canlımsı zemine hafifçe değmişti. Zemin, darbe alan bir ten gibi kasıldı ve altlarından geriye doğru büyük bir dalga yayıldı. Eira dengesini kaybedip tekrar düşerken, kütüphaneden beri sırt çantasında taşıdığı o siyah kitap hızla yere fırladı. ​Kael ilk yaratığı kül etmişti ama diğer ikisi durmadı. Kael’in zemindeki sarsıntıyla duraksamasını fırsat bilip yön değiştirdiler. ​Gözlerini doğrudan yerde yatan Eira’ya dikmişlerdi. ​Eira kaçamayacağını anladı. Yaratıklardan biri ağzından salyalar akıtarak üzerine doğru atıldı. Pençeler yüzüne inmek üzereydi. Eira korkuyla ellerini siper etti. ​Ama bu kez sadece bağırmadı. İçindeki o kadim çaresizlik, yerdeki boş siyah kitapla amansız bir bağ kurdu. ​Yerde duran kitabın sayfaları rüzgarda delicesine dönmeye başladı. Eira'nın göğsünden fırlayan beyaz ışık hüzmeleri, kitabın sayfalarından fışkıran simsiyah mürekkep dalgalarıyla havada çarpıştı. Işık ve karanlık birbirine dolandı. ​Eira'nın ellerinden çıkan bu karmaşık güç, üzerine gelen yaratığı havada yakaladı. Yaratık ne ileri gidebiliyordu ne geri. Sanki havada, görünmez ve yarı ışık yarı karanlık bir kafese sıkışmıştı. Havayı yırtan feryadı, gökyüzündeki çatlakların daha da büyümesine neden oldu. Gökten yere ince gümüş tozlar dökülmeye başladı. ​"Lunaria, gücü serbest bırakma, onu it!" diye haykırdı Kael. Kehribar gözü neredeyse tamamen kör edici bir ışıkla kaplanmıştı. ​Eira ne yapacağını bilmiyordu. Sadece ellerini öne doğru savurdu. Havada asılı kalan yaratık, büyük bir gürültüyle gerideki karanlık boşluğa fırlatıldı ve gözden kayboldu. ​Kitap sertçe kapandı. Işık söndü. ​Eira nefes nefese dizlerinin üzerine çöktü. Kendi ellerine baktı. Avuç içleri, sanki az önce kor bir kömür tutmuş gibi yanıyordu. Nabzı kulaklarında patlıyordu. ​"Bu..." diye fısıldadı Eira, sesi titreyerek. "Ben ne yaptım? O kitap... o kitap neydi?" ​Kael hızla onun yanına çöktü. Bir eliyle Eira'yı omzundan tutup ayağa kaldırırken, diğer eliyle yerdeki siyah kitabı aldı ve ceketinin içine gizledi. Gözlerindeki fırtına hala dinmemişti ama kehribar rengi gözü yavaşça eski haline dönüyordu. ​"Beklediğimden çok daha fazlasını yaptın," dedi Kael, sesi her zamankinden daha gergindi. "Hem ışığı hem de kütüphanenin koruduğu o karanlığı uyandırdın. Artık sadece bu yaratıklar değil... krallıktaki herkes nerede olduğumuzu biliyor. Koşmalıyız." Arkasına bakmadan yürümeye başladı. Çizmeleri o esnek, gri zeminde tok sesler çıkarıyordu. ​Eira hala nabzının kulaklarında patladığını hissederek peşinden koştu. "Bekle! Dur diyorum sana!" ​Kael durmadı ama adımlarını Eira’nın yetişebileceği şekilde yavaşlattı. Uzakta, gökyüzündeki çatlakların arasında silueti beliren yıkık dökük, siyah taşlardan yapılmış kule benzeri bir sığınağa doğru ilerliyordu. ​"Bana bir açıklama borçlusun," dedi Eira nefes nefese, onun kolunu tutmaya çalışarak. "Az önce ne oldu? O yaratıklar neydi? Ve en önemlisi... bana neden o isimle sesleniyorsun?" ​Kael aniden durdu. Eira neredeyse ona çarpacaktı. Kael yavaşça ona doğru döndüğünde, fırtına grisi ve kehribar rengi gözleri karanlıkta amansız bir duvar gibi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku