ZYNARA - Çağrı

Bölüm 28

Yazar:

ZYNARA - Çağrı – Melike Koparan kitap kapağı
ZYNARA - Çağrı – Melike Koparan kitap kapağı

Bölüm görselleri

ZYNARA - Çağrı - Bölüm 28 bölüm görseli 1
ZYNARA - Çağrı - Bölüm 28 bölüm görseli 1
ZYNARA - Çağrı - Bölüm 28 bölüm görseli 2
ZYNARA - Çağrı - Bölüm 28 bölüm görseli 2

Kehanet Aynası’nın fani dünyanın karanlığında hapsedilmiş Vaela ışığı, Kael’in göğsünde dondurucu bir sıcaklıkla parıldıyordu. Tünellerin rutubetli, çökmüş taşları arasından çıkıp kütüphanenin güvenli bodrumuna adımladıklarında, Profesör Alden’ın yüzündeki o derin, çaresiz ifade onları karşıladı. ​Masanın üzerinde, gümüş rünlerle işlenmiş, üzerinde Zynara’nın kanlı mühür simgesi bulunan simsiyah bir davetiye duruyordu. ​"Bu nedir amca?" diye sordu Aron, fırtına mızrağının sapını yere vurarak. "Samael’in yeni bir oyunu mu?" ​"Bir davet..." dedi Profesör Alden, titreyen parmaklarıyla siyah zarfı işaret ederek. "Ama bir şölenden çok, bir infaz fermanı. Samael, fani dünyada saklanan tüm mühürlü asil aileleri, Gölgelerin Muhafızlarını ve fani dünyanın güç sahiplerini Seattle kordonundaki o kadim malikaneye çağırıyor. 'Karanlık Zirve' adını verdiği bir balo düzenliyor." ​Kael, üzerindeki çamurlu ve kanlı pelerinini sıyırıp masaya doğru yaklaştı. Fırtına grisi ve kehribar gözleri, davetiyedeki o simsiyah mührün üzerine kilitlendi. "Neden?" diye fısıldadı Kael, sesi bir kılıcın bilenmesi kadar tekinsiz çıkarak. "Neden tam da biz Kehanet Aynası’nı bulmuşken böyle bir gövde gösterisine girişiyor?" ​"Çünkü seni bekliyor Kael," dedi Profesör Alden, gözlerinin içine bakarak. "Samael, Lunaria’nın zihnindeki o mavi kırılmayı hissetti. Senin o aynayı aramak için tünellerde olduğunu biliyordu. Seni arayıp bulmak yerine, ayağına gelmen için kusursuz bir sahne kurdu. Lunaria’yı o baloda fani dünyanın ve Zynara asillerinin önünde 'Karanlık Kraliçesi' olarak ilan edecek. Ve en önemlisi... Senin o salona sızacağını bilerek, Seni Lunaria'nın kendi elleriyle, herkesin gözü önünde katletmesini sağlayacak. Bu balo, senin ve Vaela ışığının sonu için hazırlanmış bir tuzak." ​Kael’in dudaklarının kenarında karanlık, tehlikeli bir tebessüm peydah oldu. Kılıcının kabzasını sıktı. "O zaman ona istediği sahneyi verelim amca," dedi Kael. "Tuzak olduğunu bile bile o baloya gireceğim. Ama o sahne, onun düşündüğü gibi benim infazım değil, Lunaria’nın zihnindeki o zindanın patlama noktası olacak." ​Seattle kordonunun puslu, kayalık falezleri üzerine kurulmuş olan kadim Victoria tarzı malikane, fani dünyanın lüksü ile Zynara’nın tiran büyüsünün muazzam birleşimiyle parıldıyordu. ​Devasa kristal avizelerden süzülen loş, turuncu ışıklar; fildişi ve siyah mermer kaplı zeminlerde kırılıyordu. Salonda hüzünlü, ağır bir vals müziği yankılanıyor, fani dünyanın mühürlü asilleri, ellerindeki kristal kadehlerle fısıldaşarak maskelerinin arkasından birbirini süzüyordu. Şampanya kokusuna, Zynara’nın ağır, tütsülü karanlık büyüsü karışmıştı. ​Kael ve Aron, Kehanet Aynası’ndan elde ettikleri kadim Vaela ışığını ve Profesör Alden’ın illüzyon büyüsünü kullanarak kalabalığın arasına sızmışlardı. Kael, siyah kapalı bir asil üniforması ve yüzünün yarısını kapatan gümüş bir maske giymişti. Göğsünde, elbisesinin iç cebinde gizlediği Kehanet Aynası’nın küçük, keskin bir parçası kalbini yakıyordu. ​"Samael nerede?" diye fısıldadı Aron, gözlerini maskesinin arkasından salonda gezdirerek. ​"Henüz sahneye çıkmadı," dedi Kael, gözleri salonun üst katına çıkan devasa, dökme demir merdivenlerdeydi. "Tiranlar seyircilerini bekletmeyi sever." ​Tam o an, salonun devasa orkestrası birdenbire sustu. Kadehlerdeki içkiler hafifçe titredi. Avizelerin turuncu ışıkları bir anlığına kararıp zifiri mor bir tona büründü. ​Salonun en üst merdiveninde iki silüet belirdi. ​Samael, koyu kadife bir takım elbise içinde, yüzündeki o saplantılı ve kibirli gülümsemeyle duruyordu. Ama salondaki tüm nefesleri kesen, Kael’in kalbini yerinden sökecek gibi çarptıran kişi onun yanındaki kadındı. ​ Lunaria... ​Lunaria, omuzlarını açıkta bırakan, simsiyah ağır kadifeden yapılmış ve üzeri gümüş Zynara rünleriyle işlenmiş görkemli bir gece elbisesi içindeydi. Saçları kapkaranlık bir gece gibi omuzlarına dökülmüştü. Gözleri ise dondurucu, hiçbir duygu barındırmayan gümüş renginde parıldıyordu. Boynundaki silis taşı, Samael’i…

Bölümün tamamını WritePad'de oku