ZYNARA - Çağrı

Bölüm 22

Yazar:

ZYNARA - Çağrı – Melike Koparan kitap kapağı
ZYNARA - Çağrı – Melike Koparan kitap kapağı

Bölüm görselleri

ZYNARA - Çağrı - Bölüm 22 bölüm görseli 1
ZYNARA - Çağrı - Bölüm 22 bölüm görseli 1

Aron’un fırtına mızrağıyla taht odasına dalışı, salondaki o amansız gerilimi son raddesine taşımıştı. Ancak Kral, iki evladının ve Başkomutanın ona karşı birleştiğini, en önemlisi de yirmi yedi yıldır bir heykel gibi ayaklarının dibinde uyuttuğu kadının gözlerini açtığını gördüğü an zihnindeki o tiran deliliği katıksız bir vahşete dönüştü. O hastalıklı, karanlık aşk krallığının ellerinden kayıp gittiğini fark etmek onu tamamen delirtti. ​"Seni benden alamazlar!" diye kükredi Kral. Gözlerindeki mor rünler çılgın gibi yanarken, kılıcını iki eliyle kavrayıp fildişi zemini parçalayarak doğrudan Kraliçe’ye, o asil kadına doğru delice bir hırsla atıldı. ​Lunaria, annesinin hala çok zayıf olduğunu ve bu darbeyi kaldıramayacağını anladığı an saniyelerle yarıştı. Hiç düşünmeden, canını feda etmek pahasına kendini annesinin önüne siper etti. "Hayır!" diye haykırdı. ​Ancak hesap edemediği, ruh bağının diğer ucundaki o adamın delice aşkıydı. ​Kael Barnes, Lunaria’nın kendini öne attığını gördüğü o salise içinde, yirmi yedi yıldır fani dünyada bir gölge gibi sakladığı o amansız koruma içgüdüsüyle mesafeleri yok etti. Lunaria’yı güçlü kollarıyla belinden kavrayıp arkasına savururken, Kral’ın mor gölgelerle bilenmiş o amansız, ölümcül kılıç darbesini doğrudan kendi göğsüyle karşıladı. ​Çat! ​Kael’in zırhı parçalanırken, göğsünden sızan o saf mor kan, fildişi zemine saçıldı. Kael acı dolu derinden bir nefes alarak dizlerinin üzerine çökerken, Lunaria çılgına dönerek amansız bir çığlık attı. "KAEL!" ​Lunaria dizlerinin üzerine düşüp Kael’i omuzlarından yakaladı, adamın ağır bedeni kızın kolları arasına yığıldı. Aron öfkeyle ileri fırlayıp Kral’ın ikinci hamlesini engellemek için mızrağını savururken, taht odasının bir köşesinde zamandan kopuk, amansız bir dram yaşanıyordu. ​Kael’in iki renkli gözleri—o fırtına grisi ve kehribarı—gittikçe buğulanıyordu ama bakışları hala deliler gibi Lunaria’ya kenetliydi. Nasır kaplı elini kaldırıp Lunaria’nın titreyen yanağına yerleştirdi; parmaklarından sızan mor kan kızın tenine bulaşmıştı. Sesi, uçurumun dibinden gelir gibi pürüzlü, boğuk ama içindeki tüm yeminleri dökecek kadar tutkuluydu. ​"Lunaria..." diye fısıldadı Kael, ağzından sızan mor kan fildişi zırhına damlarken. "Ağlama... Sakın ağlama, Kraliçem. Ben yirmi yedi kış boyunca... o fani dünyada, o üniversite koridorlarında sana dokunmamak için kendimi zor tuttuğum her gün, senin için ölmeyi diledim. Seni o adamın karanlığından korumak, benim bu evrendeki tek nefesimdi. Ruhumun yarısını o evde bıraktım ben... Seni... her şeyden çok..." ​Kael cümlesini tamamlayamadı, gözleri hafifçe kapandı ve elinin tersi Lunaria’nın yanağından fildişi zemine doğru kaydı. ​Lunaria, kalbindeki o muazzam aşkın ve acının patlamasıyla delirdi. Kael’in kollarında sönüşü, onun ruhundaki tüm bentleri yıktı. Gümüş gözlerinden akan gümüş yaşlar katıksız bir öfkeye dönüştü. Başını gökyüzüne doğru kaldırıp harita odasını, sarayı, tüm Zynara Gezegeni’ni titretecek amansız bir çığlık attı. ​O an, Lunaria’nın içindeki iki zıt güç—Samael’in zihnine sızdırdığı o zifiri mor karanlık ile damarlarındaki saf, katıksız Vaela ışığı—aynı anda serbest kaldı. İki güç, birbirini yok etmek yerine amansız bir hortum gibi birleşti. Siyah, gümüş ve mor ışıklardan oluşan devasa bir kasırga, Kael ve Lunaria’nın bedenini sararak ikisini birden havaya kaldırdı. ​Işıklar ve gölgeler etraflarında deliler gibi dönerken, odadaki herkes—Aron, uyanan Kraliçe Burt ve hatta Kral bile—büyülenmiş ve dehşete düşmüş bir şaşkınlıkla havada dönen bu muazzam gücü izlemeye başladı. Kimse o hortuma yaklaşamıyordu. ​Fildişi salon bu devasa kozmik hortumla sarsılırken, kimsenin fark etmediği bir gölge, dehlizlerden sızan mor sislerin arasından sessizce taht odasına süzüldü. ​Bu, Kael ve Lunaria’nın dışarıdaki patlamasıyla fiziki gücü tükenmiş, zırhı darmadağın olmuş Samael’di. Herkes havada dönen o muazzam Siyah-Gümüş kasırgaya kilitlenmişken, Samael elindeki o kadim karanlık hançeri sımsıkı kavradı. Gözleri tahtın ö…

Bölümün tamamını WritePad'de oku