ZYNARA - Çağrı

Bölüm 16

Yazar:

ZYNARA - Çağrı – Melike Koparan kitap kapağı
ZYNARA - Çağrı – Melike Koparan kitap kapağı

Kara Kristal Geçidi’nin havaya uçuşu, Xanthia Gezegeni’nin iki gümüş ayı altında muazzam bir zafer yankısı uyandırmıştı. Kampa geri döndüklerinde, sürgün halk ve asil generaller zafer çığlıklarıyla meydanı doldurdu. Epik baskının ardından, kampın merkezindeki devasa fildişi masalar bu kez çok daha görkemli bir kutlama yemeği için kurulmuştu. ​Eira, masanın başköşesinde, üzerindeki gümüş işlemeli zırhıyla bir kraliçe gibi oturuyordu. Ancak dehlizlerde Samael’in zihnine ektiği o zehirli "anne" fısıltısı, kutlamanın neşesine inat kalbinin bir köşessä asılı kalmıştı. ​Önündeki fildişi tabaklara, dünyadaki o sıradan Seattle yemeklerinden çok farklı, yabancı lezzetler dizilmeye başladı. Eira, üzeri hafifçe parıldayan mavi soslu bir yiyeceğe şaşkınlıkla bakarken, masanın loş tarafında oturan Kael, o mesafeli ve asil tavrıyla hafifçe öne doğru eğildi. ​Ruh bağından sızan o elektrikli yakınlıkla, Kael’in sesi sadece Eira’nın duyabileceği kadar alçak ve pürüzsüzce mırıldandı: "O gördüğün, Xanthia’nın nehir yataklarında yetişen kadim bir bitkidir, Kraliçem. Zynara dilinde buna Vael’shiri derler. Saf ışık akımlarıyla beslenir, içindeki o bükülmüş Samael parçasına iyi gelecektir." ​Eira tam Kael’e teşekkür etmek için dönmüştü ki, masanın diğer ucundan fırtına mızrağını sandalyesine dayayan Aron araya girdi. Yüzündeki o hırçın abi ifadesi, iki gümüş ayın ışığı altında keskinleşmişti. ​"Gerek yok Komutan," dedi Aron, sesindeki o asabi tınıyla Kael’in cümlesini bıçak gibi keserek. Önündeki gümüş kadehi masaya sertçe bıraktı ve Eira’ya doğru döndü. "Kardeşime kendi dünyamızın lezzetlerini ben anlatırım. Lunaria, o sağındaki kırmızı meyveli tabağın adı Zyn’karas . Fildişi sarayın bahçelerinde annemiz bize bundan hep yedirirdi. Güç verir." Aron, gözlerini Kael’e dikerek pürüzlü bir fısıltıyla ekledi: "Bizim sarayımızın soyundan gelenler ne yiyeceğini iyi bilir. Dışarıdan birinin askeri disiplin kılıfı altında rehberlik etmesine ihtiyacımız yok." ​Kael, Aron’un bu gövde gösterisi karşısında sadece çenesini kasmakla yetindi, iki renkli gözünü loşluğa kaçırdı. Masadaki o buz gibi gerilim, yemeğin sonuna kadar bir barut fıçısı gibi büyümeye devam etti. ​Yemek sonrasında kampın uğultusu çekildiğinde, Aron’un içindeki o bastırılmış öfke nihayet patlama noktasına ulaştı. Kampın sınırındaki, cam yapraklı ağaçların gölgelediği ıssız talim alanında, Aron Kael’in önünü kesti. ​Eira, ruh bağındaki o ani tehlike ve öfke dalgasıyla irkilerek arkalarından yetiştiğinde, iki güçlü savaşçı çoktan burun buruna gelmişti. ​"Hesap vereceksin Komutan!" diye kükredi Aron. Yüzündeki o hırçın abi duruşu, yerini derin bir hınca bırakmıştı. Fırtına mızrağını Kael’in göğsüne doğru kaldırdı. "Samael’in o dehlizde söylediklerini ben de duydum! Annenden bahsetti... Kael, onun sarayın en kadim şifacısı olduğunu, yirmi yedi yıl önce o büyük yıkımda öldüğünü ikimiz de biliyorduk. Ama Samael ne dedi duydun? 'Onu benimle pazarlık masasına oturtanın bizzat Kael olduğunu söylesem?' dedi!" ​Aron’un gözlerinden saf bir hayal kırıklığı ve öfke fışkırdı. Yirmi yedi yıl öncesine kadar fildişi saray henüz yıkılmamışken omuz omuza çarpıştığı, canını emanet ettiği o sıkı dostuna bakarken sesi titredi. "Bize, o ucube ikizinle bir olup sarayın ışığını satmak için pazarlık mı yaptınız?! Zaten baştan beri kız kardeşimi o dünyada tek başına saklamandan, onun zihnini mühürlemennden rahatsızdım! Meğer arkasında bu kirli sır mı varmış? Sana asla güvenmedim Kael!" ​Kael, mızrağın ucu göğsüne değmek üzereyken zerre geri adım atmadı. O sarsılmaz, mesafeli komutan duruşuyla Aron’un gözlerinin içine baktı ama bu kez iki renkli gözlerinde asırlık bir trajedinin ve kırılmış bir dostluğun gölgesi vardı. ​"Samael bir manipülatör, Aron," dedi Kael, sesi nehir suyundan daha soğuk ve derindi. "Kız kardeşinin zihnini bulandırmak, senin de o hırçın öfkeni körüklemek için en büyük yarama bastı. Bana saldırmadan önce o asabi gururunu indir de gerçeği dinle. Buraya sırt sırta dövüştüğüm o eski dostum gibi gel, düşm…

Bölümün tamamını WritePad'de oku