ZYNARA - Çağrı

Bölüm 12

Yazar:

ZYNARA - Çağrı – Melike Koparan kitap kapağı
ZYNARA - Çağrı – Melike Koparan kitap kapağı

Aethelgard’ın o korunaklı, devasa gümüş kapıları arkalarından büyük bir gürültüyle kapandığında, dış dünyanın mor ve gri fırtınası üçlüyü anında amansız bir soğukla karşıladı. Eira, omuzlarındaki gece mavisi pelerine daha sıkı sarındı. Üzerindeki yeni deri zırh, göğsünü sımsıkı sarıyor, fildişi beyazı tuniği rüzgarda savruluyordu. Adım attıkça bacaklarındaki rünlü dizliklerin çıkardığı o hafif, metalik ses, ona artık Seattle’daki kütüphaneci kız olmadığını her saniye hatırlatıyordu. ​"Çizmelerine alışmaya bak," dedi Aron, pürüzlü ve hırçın sesiyle yürüyüşün sessizliğini bozarak. Kız kardeşinin hemen solunda, fırtına mızrağını gevşekçe kavrayarak yürüyor ama gözleriyle sürekli çevredeki gümüş kayalıkları süzüyordu. "Zynara toprakları fanilerin dünyasına benzemez. Bastığın taş her an fırtına akımıyla yer değiştirebilir." ​Eira, çizmelerinin fildişi zemin üzerindeki tutuşunu test ederek başını salladı. "Farkındayım. Ama tuhaf bir şekilde... bu zırhın içinde kendimi daha az çıplak hissediyorum. Sanki uzun zamandır giymeyi unuttuğum bir şeymiş gibi." ​Kael, birkaç adım önlerinde, o sarsılmaz ve cool duruşuyla yolu açıyordu. Sırtındaki gümüş kılıcın kabzası, gökyüzündeki mor yarıkların ışığı altında buz gibi parıldıyordu. Başını hafifçe arkaya çevirmeden, buz gibi mesafeli sesiyle araya girdi. "Çünkü o zırh senin bedenine yabancı değil, Lunaria. Hafızan silinmiş olsa da kasların ve ruhun fildişi sarayın askeri disiplinini hala taşıyor." ​Aron, Kael’in bu her şeyi bilen komutan tavrına karşı asabi bir şekilde homurdandı. "Askeri disiplinden bahsedeceğine önümüzdeki yolu anlat, Komutan. Sınır kulelerine yaklaştıkça Samael’in devriyeleri artacak." ​"Yolumuz 'Sessiz Uçurumlar'dan geçiyor," dedi Kael, adımlarını yavaşlatmadan. "Samael’in avcıları o bölgedeki statik elektrik yüzünden akımları net takip edemez. Bizi havadan tespit etmeleri zor. Ancak oranın da kendi laneti var; zaman algısı bozuktur. Birbirinizden ayrılmayın." ​Birkaç saat boyunca, sadece çizmelerinin taş zemine vuran ritmik sesleri ve Zynara rüzgarının uğultusu eşliğinde yürüdüler. Yol giderek daralıyor, etraftaki devasa gümüş kayalıklar gökyüzünü kapatacak kadar dikleşiyordu. Üçlü kampın arasındaki o gizli gerilim, bu yürüyüş boyunca adeta havayı barut fıçısına çevirmişti. Aron, Kael’in her hareketini şüpheyle izliyor; Kael ise göz ucuyla sürekli Eira’nın zihnindeki o gümüş duvarın sağlamlığını kontrol ediyordu. ​Eira, yürüyüşün getirdiği hafif nefes darlığıyla Kael’e doğru yaklaştı. "Kayıp Vaela Tapınağı’na ulaştığımızda... İçimdeki o karanlığı gerçekten yok edebilecek miyiz, Kael? Ya o ateş beni de yakarsa?" ​Kael durdu. Yavaşça Eira’ya döndüğünde, o fırtına grisi ve kehribar gözlerindeki mesafeli maske bir anlığına gevşedi. "İlk gümüş ateş sadece karanlığı yakar, Lunaria. Seni değil. Ben yanındayken o ateşin seni incitmesine izin vermem." ​Aron araya girmek için mızrağını öne doğru uzatacakken, gökyüzündeki o devasa mor yarık bir anda yön değiştirdi. Rüzgar bıçak gibi kesildi. Çevredeki statik elektrik, Eira’nın bembeyaz saçlarının havaya doğru hafifçe havalanmasına sebep oldu. ​"Akımlar kararsız," dedi Kael, sesindeki o cool ton anında saf bir komutan ciddiyetine bürünerek. Elini havaya kaldırdı; parmak uçlarında gümüşi enerjiler titriyordu. "Buranın zaman algısı bozulmuş, dikkatli olun." ​Aron tam mızrağını yere saplayacakken, gökyüzündeki o devasa mor yarık bir anda bembeyaz, kör edici bir ışık patlamasıyla büküldü. Sanki dünyanın kumaşı tam orta yerinden yırtılmış gibi, çevredeki her şey dondu. Havada uçuşan gümüş tozları bile hareket etmeyi bıraktı. ​Eira, etrafındaki her şeyin bir resim gibi flulaştığını gördü. Kael ve Aron, birer hayalet gibi soluklaşarak tamamen gözden kayboldular. ​"Kael!" diye bağırdı Eira ama sesi kendi zihninin içinde boğuldu. ​Gözlerini kapattı ve yeniden açtığında artık o uçurumda değildi. ​Kendini yirmi yedi yıl öncesinin o görkemli, fildişi beyazı sarayının koridorunda buldu. Saray yanmıyordu ama atmosferde tarif edilemez bir korku va…

Bölümün tamamını WritePad'de oku