Zorunlu Ortaklık

Kıvılcım ve Nefret

Yazar:

Zorunlu Ortaklık - nova kitap kapağı
Zorunlu Ortaklık kitap kapağı

Koridorun sonundaki büyük saatin tik-takları, kafamın içinde atan damarla kusursuz bir senkronizasyon içindeydi. Sırtımı soğuk duvara yaslamış, elimdeki ders notlarını buruşturmamak için kendimi zor tutuyordum. Hayatım boyunca planlı, programlı ve her şeyden önemlisi sakin kalmayı başarmış biriydim. Ta ki o, bu okulun kapısından içeri adımını atana kadar. Ondan nefret etmek için çok fazla sebebim vardı. Ukala tavırları, etrafındaki insanlara tepeden bakan o buz gibi gözleri ve en çok da ne zaman karşı karşıya gelsek dudaklarının kenarına yerleşen o sinir bozucu, meydan okuyan gülümsemesi. "Yine mi sen?" dedi, sesindeki o umursamaz ton her zamanki gibi tüylerimi diken diken etmeye yetti. Kafamı kaldırıp doğrudan gözlerinin içine baktım. Üzerindeki siyah kapüşonlunun ceplerine ellerini sokmuş, koridorun ortasında, tam karşımda duruyordu. Dağınık saçları alnına düşmüştü ve yüzünde yine o bildik, insanı çileden çıkaran ifade vardı. "Burası umumi bir koridor," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. "Ve maalesef senin tapulu malın değil. Yani evet, yine ben." Bir adım daha yaklaştı. Aramızdaki mesafe kapandıkça, üzerindeki o tanıdık, keskin parfüm kokusu ve teninden yayılan o tekinsiz aura etrafımı sardı. Sırf ondan çekindiğimi düşünmesin diye bir santim bile gerilemedim. Çenemi dikleştirip gözlerimi gözlerine diktim. "Bu kadar öfkeli olmak seni yormuyor mu?" diye fısıldadı, sesinde hafif bir alay vardı ama gözleri tamamen sabitti. "Ne zaman beni görsen, sanki dünyayı yakacakmış gibi bakıyorsun." "Dünyayı değil," dedim, fısıltım onunkinden daha keskindi. "Sadece seni. Ve inan bana, bunun için kibriti çakmam yeterli." Dudakları hafifçe kıvrıldı. O sinir bozucu gülüş yine oradaydı. Elini cebinden çıkarıp duvara, tam başımın hemen yanına yasladı. Bir an için nefesimi tutmak zorunda kaldım. Gözleri dudaklarıma kaydı, ardından tekrar gözlerime tırmandı. Aralarındaki o karanlık, çözülemez ifade beni her seferinde köşeye sıkıştırıyordu. Ondan nefret ediyordum ama bu nefretin, içimde tuhaf, adını koyamadığım bir gerilimi tetiklediğini de inkar edemiyordum. "Denesene," dedi, sesi neredeyse bir soluk gibiydi. "Yak beni. Bakalım hangimiz önce küle döneceğiz." Tam ona ağzının payını vermek için dudaklarımı aralamıştım ki, koridordaki büyük hoparlörden gelen cızırtılı ses ikimizin de irkilmesine neden oldu. Müdürün sesi, boş koridorda yankılandı: "Tüm öğrencilerin dikkatine. Dönem sonu büyük bitirme projesi ve sergi ortaklıkları panoda ilan edilmiştir. Herkes eşleştiği kişiyle birlikte çalışmakla yükümlüdür. İtirazlar kabul edilmeyecektir." Birbirimize baktık. İçimde aniden beliren o berbat his, sırtımdan aşağı soğuk bir ter damlası gibi indi. "Sen..." dedim, sesim bu sefer gerçekten pürüzlü çıkmıştı. "Sen herhalde..." "İhtimal bile yok," dedi, o ukala tavrından ilk kez eser kalmamıştı. Kaşları çatılmıştı. Duvara yasladığı elini hızla çekip panoya doğru yürümeye başladı. Adımları büyük ve öfkeliydi. Ben de ders notlarımı avcumun içinde tamamen buruşturarak hemen arkasından koştum. Panonun önünde birkaç öğrenci fısıldaşıyordu ama o, herkesi yararak en öne geçti. Gözlerim listenin en üst sıralarında gezindi. Kendi adımı buldum. Ve hemen yanındaki o ismi gördüğümde, dünya birkaç saniyeliğine durdu. Erva & ... Gözlerim sağa doğru kaydı. Yan yana yazılmış harfler, beynime birer kurşun gibi saplandı. Onun adını gördüm. Alaz Kafasını yavaşça bana doğru çevirdi. O her zamanki alaycı, rahat ifadesinden eser kalmamıştı. Gözlerinde ilk kez, en az benimki kadar büyük bir öfke ve kapkara bir şaşkınlık vardı. "Bu bir şaka olmalı," diye mırıldandım, sesim panonun önündeki gürültüde kayboldu. "Seni bilmem," dedi, sesi bu kez buz gibiydi. "Ama ben bu cehenneme seninle girmem."

Bölümün tamamını WritePad'de oku