Zorbadan Sevgili |YARI TEXTİNG| +18
4. 🪞
Yazar: Bachira

Yıldızı parlatmayı unutmayalım aşk bahçelerin 🫰🥹 🪞 Bu ses yüzünden istemsizce giriş kısmına bakırken buldum kendimi. Ve o an neden herkesin bu kadar şaşırdığını tam manasıyla anlamasam da birazcık kavradım. Konuşan, on ikinci sınıflardan kesinlikle popüler bir zorba olduğuna emin olduğum biriydi. Onun hakkında en net hatırladığım şeyse, galiba futbol takımının kaptanı oluşuydu. Ama adını bir türlü hatırlayamadım. Yakup? Yaman? Yavuz? Y ile başladığına emindim ama zihnim beni yarı yolda bırakıyordu. Bunlar değildi, daha spesifik bir şeydi sanki? Gözlerim, belki de kafeteryadaki herkes gibi adının Y ile başladığına emin olduğum ama çıkaramadığım o futbol kulübü kaptanında olmalıydı. Ama kendimi alakasız bir şekilde tamamen farklı bir noktaya bakarken buldum. On iki kişi gibi kalabalık bir grubun giriş kapısını kapatması bir yana, her birinin üzerinde futbol kulübünün armasını taşıyan tişörtler vardı. Her birinden yayılan ego kokusu buram buramdı ve burdan bile hissediliyordu. Milano'nun yazısız ilk kuralı: Forma, ölürken dahi üzerinde olmak zorunda. Mitolojide kıyameti getiren dört atlı vardı; Savaş, Kıtlık, Salgın ve Ölüm. Bu okulun kendi kıyameti ise benim senem için beş kişiden ibaretti. Benim bile adlarını bildiğim beşliden. Seneye on ikinci sınıflar mezun olduğunda, bu beşinin kendi içlerinde okulu yöneteceği apaçıktı. Şimdiden etraflarında dönen gücün haddi hesabı yoktu; yakışıklı yüzleri sayesinde elde ettikleri kızlar da cabasıydı. Futbol takımınınsa bu okuldaki popülaritesi her şeyden fazlaydı ve bunu herkes su götürmez bir gerçek olarak kabul etmişti. Ben bile. Bu beşi de insanları parmağında oynatan, kendini kral sanan tiplerdendi. Beş altın taç, beş altın kaşık ve beş prens. Gözüm ilk başta tamamen rastlantı sonucu, kendi beşlisinin ortasında duran Emirhan'a çarptı. Yani yanlış hatırlamıyorsam adı Emirhan'dı. Ya da E ile başlayan herhangi şey di. Gözlerim ona değdiği an midem istemsizce düğümlendi. Bu herif, şüphesiz şekilde içlerinde en çok iğrendiğim, tiksindiğim ve lanet ettiğim kişi olarak kalacaktı şu ömrü hayatım boyunca. Boğazıma tırmanan safranın acı tadıyla yutkundum. Senenin başında bir öğretmenle yattığı söylentisi kulağıma geldiğinden beri, ki bu, onun hakkında duyduğum en hafif dedikoduydu, midem ekşiyordu. Kendi halimde takılmam sayesinde yılda şükürler olsun ki bir ya da iki kez yüzünü görüyordum. Hoş, onun beni gördüğü bile meçhuldü. Yaptığı her şey başlı başına iğrençti çünkü. Zorbalık, ego, kibir, ukalalık. Hain gözlerim istemsizce onu incelemeye başladı. Yaptığım aptallıktı. Şimdi karşımda, tüm ihtişamı ve korktuculuğuyla dikiliyordu. Dağınık, gece kadar siyah saçları ve buradan bile soğukluğunu iliğime kadar işleyen mavinin en gri tonundaki gözleriyle öylece duruyordu. Sert çene hatları, lüks ışıkların altında sivriltilmiş gibi belirginleşirken ellerini futbolcu şortunun ceplerine uyuşukça yerleştirmiş, etraftaki şoku sıkılmış bir ifadeyle izliyordu. Bezmişlik ile bıkkınlık arasında bir ifade demem daha doğru olurdu aslında; çünkü cidden canı sıkılmış gibi bakıyordu kafeteeyadaki yüzlere. Olaylardan zerre etkilenmemişti. Buranın kralıymış gibi rahat takılıyor ve soytarılarını izliyordu adeta. Kalpsiz. Laçin mi yoksa Yasemin mi emin değilim ama ikisinden biri bir ara onun forvet olduğuna dair bir şeyler söylemişti. Yinede zikrediyorum ama ne, ne dediklerini kesinlikle tam olarak hatırlıyordum, ne de forvetin ne demek olduğunu biliyordum. Futbolda bir mevki olduğu kesindi ama tam neresiydi, işte orası bende yoktu. Belki de boyu bu yüzden bu kadar uzundu. Şuan için anlayanildiğim tek şeyse, hatta emin olduğum tek şey; geniş omuzlarıyla tam bir sporcu fiziğine sahip olduğuydu. Bu adama verilen yüz de fizik de tamamen haksızlıktı. Okuldaki kızların onun hakkında bu kadar çok konuşması lanet olası derecede yakışıklı olmasındandı belki de. Bu dedikodular bana kadar ulaştıysa durum pek iç açıcı sayılmazdı. Kendime söylediğim yalanla yüzüm buruştu. Tanrım, bu herif sadece yakışıklı olduğu için değil, b…