O TELEFON
Yazar: Melike

Lal Restoran’ın mutfağında öğle servisi her zamanki yoğunluğuyla devam ediyordu. Sipariş fişleri peş peşe düşüyor, tabaklar hazırlanıyor, garsonlar mutfakla salon arasında mekik dokuyordu. Duru ise tezgâhın başında önündeki tabağın son dokunuşlarıyla uğraşıyordu. — Duru, şu sos birazdan çıkacak! — Geliyor! Elindeki kaşığı bırakıp sosun kıvamını kontrol etti. Tam o sırada cebindeki telefon titredi. Bir kez. Sonra tekrar. Duru kaşlarını çattı. Telefonunu çıkardığında ekranda Ece yazıyordu. Bir an durdu. Ece bu saatte onu aramazdı. Telefonu açtı. — Ece? Karşı taraftaki sessizlik, Duru’nun yüzündeki gülümsemeyi bir anda sildi. — Abla… — Ne oldu? Ece’nin sesi titriyordu. — Annem… Duru’nun eli tezgâha tutundu. — Anneme ne oldu? — Lokantada bir anda bayıldı. Ambulans geldi. Hastaneye götürdüler. Duru birkaç saniye konuşamadı. — Ne? — Abla, çok korktum. — Şimdi neredesin? — Hastanedeyim. — Hangi hastane? Ece hastanenin adını söyledi. Duru’nun kalbi göğsünden çıkacakmış gibi atmaya başlamıştı. — Tamam. Sen annemin yanında kal. — Abla… — Ben geliyorum. Telefon kapandı. Duru birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Mutfaktaki sesler hâlâ devam ediyordu. Tabaklar hazırlanıyor, tencereler kaynıyor, garsonlar sipariş yetiştiriyordu. Ama Duru hiçbirini duymuyordu. Annesi. Hastane. Ambulans. Bu üç kelime zihninde dönüp duruyordu. — Duru? Kuzey’in sesiyle başını kaldırdı. Kuzey mutfağın girişinde duruyordu. Birkaç saniyedir onu izlediği belliydi. — Ne oldu? Duru konuşmak istedi ama sesi çıkmadı. Kuzey birkaç adım daha yaklaştı. — Duru? — Annem… Kuzey’in yüzü anında değişti. — Ne olmuş? — Lokantada bayılmış. Ambulansla hastaneye kaldırmışlar. — Durumu nasıl? Duru başını iki yana salladı. — Bilmiyorum. Ece sadece hastaneye götürüldüğünü söyledi. Kuzey hiç beklemeden sordu: — İzmir’e gidiyorsun. — Evet. Duru çantasını almak için arkasını döndü. — Ben gidiyorum. Kuzey onu izledi. Duru çantasını açtı, telefonunu içine koydu, sonra tekrar çıkardı. Anahtarlarını ararken yere düşürdü. Eğilip aldı. Ellerinin titrediğini fark etti. Kuzey de fark etmişti. — Ben bırakırım. Duru başını kaldırmadan cevap verdi. — Gerek yok. — Duru. — Ben giderim. — Şu an tek başına gidemezsin. Duru bu kez ona döndü. — Annem hastanede, Kuzey. Sesi kırılmıştı. — Biliyorum. — O zaman bırak da gideyim. Kuzey’in sesi yumuşadı. — Zaten bırakacağım. Duru şaşkınlıkla ona baktı. — Ne? — İzmir’e birlikte gidiyoruz. — Gerek yok sağolun — Ben bırakıyorum — Ama… — Duru. Kuzey’in bakışları ciddileşti. — Şu an seninle bunun tartışmasını yapmayacağım. Duru birkaç saniye sustu. Normalde olsa çoktan karşılık vermişti. Ama bu kez gerçekten hiçbir şey söyleyecek hâli yoktu. — Tamam. Kuzey başını salladı. Sonra mutfağa dönüp gerekli talimatları verdi. Duru kapının yanında beklerken telefonuna yeniden baktı. Ece’den mesaj gelmişti. “Doktorlar ilgileniyor. Daha bir şey söylemediler.” Duru’nun gözleri doldu. Mesajı birkaç kez okudu. Kuzey yanına geldi. — Hazır mısın? Duru başını salladı. — Evet. Birlikte restorandan çıktılar. ⸻ Arabaya bindikleri anda Duru tekrar Ece’yi aradı. — Ece? — Abla? — Annem nasıl? — Henüz çıkarmadılar. Doktorlar kontrol ediyor. Duru gözlerini kapattı. — Tamam. Yoldayım ben ablacım geliyorum. Ece’nin sesi biraz olsun rahatladı. — Tamam. Seni bekliyorum. Telefon kapandı. Duru telefonunu kucağına bıraktı. Kuzey arabayı çalıştırdı. İlk birkaç dakika ikisi de konuşmadı. Duru sürekli telefonuna bakıyordu. Kuzey ise göz ucuyla onu izliyordu. Sonunda dayanamadı. — Bir şey yiyecek misin? Duru başını çevirdi. — Hayır. — Sabah kahvaltı yaptın mı? — Hatırlamıyorum. Kuzey kaşlarını çattı. — Duru. — Şu an yemek düşünemiyorum. — Ben de sana yemek düşün demiyorum. Kendini düşün diyorum. Duru camdan dışarı baktı. — Annem iyi olsun, başka hiçbir şey umurumda değil. Kuzey cevap vermedi. Bir süre sonra bir benzin istasyonunda durdu. Duru şaşkınlıkla ona baktı. — Neden durduk? — Bir şeyler alıp hemen dönüyorum — Kuzey… Duru istemeden arabadan indi. Kuzey birkaç dakika sonra elinde su ve küçük bir y…