Zoraki Reçete

Egoist porsuk

Yazar:

Zoraki Reçete – Melike kitap kapağı
Zoraki Reçete – Melike kitap kapağı

İstanbul, kuryelerin motorlarıyla, korna sesleriyle ve asla durmayan temposuyla Duru’yu ilk anında çarpmıştı. Ege’nin o sakin, taze ekmek kokulu sokaklarından sonra burası dev bir canavardı. Elinde küçük sırt çantasıyla Beşiktaş sokaklarında adres arıyordu. Lal Restoran’daki mülakatı için sabah uçağıyla gelmişti, işi biter bitmez de akşam uçağıyla İzmir’e dönecekti; yani İstanbul’da kalacak ne bir yeri ne de uzun uzun vakti vardı. Telefonundaki haritaya odaklanmış yürürken, İstanbul evreninin yeni gelenlere yaptığı o meşhur "hoş geldin" şakası gecikmedi. Kaldırımın ortasındaki derin çukura birikmiş suyu, yoldan geçen siyah lüks bir araç fütursuzca sıçrattı. Duru’nun en güzel bluzu baştan aşağı gri bir su dalgasıyla kaplandı. Duru olduğu yerde donakaldı. Beyninden adeta dumanlar çıkıyordu. O sırada siyah araba birkaç metre ötede durdu ve camı aşağı indi. İçeriden yüz hatları gergin, kusursuz taranmış saçları ve pahalı takım elbisesiyle tam bir "İstanbul Beyefendisi" ama anında gıcık olunacak bir aura yayan Kuzey başını uzattı. — Dikkat etsenenize hanımefendi !Yola balıklama atlamak yeni bir hobi falan mı? Duru’nun gözleri fal taşı gibi açıldı. Suyu sıçratıp bir de utanmadan suçlu arayan bu adama doğru bir hamle yaptı. Arabanın camının dibine bitiverdi. — Pardon?! Balıklama mı? Beyefendi, siz kaldırımdaki masum bir insana tsunamiyi yaşattınız farkında mısınız? Gözleriniz silecekleri çalıştırırken beyninizi evde mi unuttunuz! Kuzey’in kaşları yukarı kalktı. Hayatında birinin ona bu tonda konuştuğu pek görülmemişti. — Yolda yürümeyi öğrenip de gelmeni tavsiye ederim. İstanbul’da trafik serttir, senin gibi sakarlar burada iki dakika bile barınamaz. — Sakar mı? Asıl sizin bu körü körüne sürüş tarzınızla İstanbul toplu mezarlığa döner! Acelem olmasa var ya… — Neyse, ne halin varsa gör. Üstünü temizle de ortalıkta su birikintisi gibi gezinme. Arabanın camı küt diye yukarı kalktı ve araç arkasından minik bir egzoz gazı bırakarak hızla uzaklaştı. Duru arkasından yumruğunu sallayarak bağırdı: — Egoist porsuk! Seni bir daha görürsem o takım elbiseni mercimek çorbasına batırırım! Üstünü olabildiğince temizlemeye çalışarak soluğu Lal Restoran’ın önünde almıştı. Kalbi göğüs kafesini dövüyordu; hem mülakat heyecanı vardı hem de adama ettiği bedduaların stresi. Paslanmaz çelik tezgâhların ardındaki beş adaydan biriydi. — Süreniz başladı! Şefin sesîyle birlikte Duru ellerini sabit tutmaya çalışarak Ege otlu levrek sarmayı hazırlamaya koyuldu. O sırada tezgâhın hemen yanındaki cam bölmeden mutfağı denetleyen yönetim kurulu üyeleri içeriye doğru baktı. Duru anlık bir refleksle başını kaldırıp camın arkasındaki kişiye baktığında, elindeki bıçak tahtaya çarptığı gibi durdu. Ouydu. Siyah lüks arabanın sahibi. Sokakta üzerine su sıçratıp bir de küstahlık yapan o egoist adam, şu an camın arkasında ellerini cebine sokmuş, Lal Restoran’ın yönetim kurulu başkanı olarak dikiliyordu! Duru’nun gözleri şaşkınlıktan yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Yok artık! Bu adam… bu adam restoranın sahibi miydi yani?! Ben az önce patrona porsuk mu dedim? Kuzey de camın arkasında adayları süzerken gözü bir anda Duru’ya çarptı. Genç kadının yüzündeki o dehşete düşmüş, rengi solmuş ve “ben kesin kovuldum” diyen bakışı görünce duraksadı. Sokaktaki o dik başlı kızın buradaki mülakatta ne işi vardı? Kuzey’in yüzünde tehlikeli, alaycı bir tebessüm belirdi. Demek tsunamiyi yaşayan, ona meydan okuyan kız mutfağındaydı. Baş aşçıya doğru eğilip net bir sesle mırıldandı: — Şu köşedeki kız… Adı ne? — Duru Aydın, efendim. Kuzey gözlerini Duru’dan bir an olsun ayırmadan, sesindeki o buz gibi netlikle devam etti. — Bakalım bu sakarlıkla ve bu kibre sahip haliyle mutfağımızda kaç saat hayatta kalabilecek. Test bittiğinde tabaklar tadım masasına dizildi. Kuzey masanın önüne geçip Duru’nun tabağından bir çatal aldı. Lezzetin kusursuzluğu karşısında kısa bir an gözleri kısıldı, ardından başını kaldırıp doğrudan Duru’nun gözlerinin içine baktı. — İstanbul mutfağına ve Lal’e hoş geldin Dur…

Bölümün tamamını WritePad'de oku