BİR HAFTALIK MOLA
Yazar: Melike

İzmir’de geçen ilk iki gün Duru için beklediğinden daha sakin geçti. Sevil’in durumu iyiydi. Doktorun söylediği gibi dinleniyor, ilaçlarını düzenli kullanıyor ve gün geçtikçe kendini daha iyi hissediyordu. Duru ise annesinin başından ayrılmıyordu. Kahvaltısını hazırlıyor, ilaç saatlerini takip ediyor, mutfağa girmesine bile izin vermiyordu. — Anne, otur. — Duru, sadece çay koyacağım. — Ben koyarım. — Kızım, hasta değilim ben abartmayın — Biz yokken koyarsın anneciğim Ece salondan seslendi. — Anne, ablamı dinle. Yoksa sana iki saatlik konferans verir. Duru başını uzattı. — Sen karışma. Ece kahkaha attı. Sevil de gülümseyerek koltuğuna yaslandı. — Siz ikiniz başladınız yine Duru istemsizce güldü. Uzun zamandır ilk kez evin içinde böyle bir huzur vardı. Ama Duru’nun aklının bir köşesinde başka biri vardı. Kuzey. İstanbul’a döndüğünden beri onunla yalnızca bir kez konuşmuştu. O da kısa bir telefon görüşmesiydi. Duru telefonu eline aldı. Ekrana baktı. Sonra kendi kendine söylendi. — Ben niye onun mesaj atmasını bekliyorum ki? Tam telefonu masaya bırakacaktı ki ekran aydınlandı. Kuzey. Duru’nun yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu. Mesajı açtı. -Annen nasıl? Duru birkaç saniye ekrana baktı. Sonra yazdı. -İyi. Doktor dinlenmesi gerektiğini söyledi. Cevap hemen geldi. -Sen dinleniyor musun? Duru kaşlarını çattı. -Ben niye dinleniyorum? -Çünkü bir haftadır annene bakıyorsun. -Annem hasta, ben değilim. -Emin misin? Duru dudaklarını büzdü. -Evet. Kuzey’den cevap geldi. -Pek emin görünmüyorsun. Duru istemsizce güldü. Ece yanına geldi. — Kim? Duru telefonu hemen kapattı. — Kim ne? — Gülüyordun. — Gülmüyordum. Ece gözlerini kıstı. — Kuzey mi? Duru’nun yüzü bir anda ciddileşti. — Nereden çıktı şimdi? — Telefonu saklamandan. — Saklamadım. — Tabii. Ece yanından uzaklaşırken gülümsüyordu. Duru arkasından baktı. — Çok konuşuyorsun! ⸻ Bir hafta düşündüğünden daha hızlı geçti. Sevil tamamen toparlanmıştı. Duru artık İstanbul’a dönmesi gerektiğini biliyordu. Bir yandan annesinden ayrılmak istemiyor, diğer yandan işine dönmeyi düşünüyordu. Valizini kapatırken Sevil kapının yanında durdu. — Hazır mısın? Duru iç çekti. — Mecburum. — Kızım, ben iyiyim. — Biliyorum. — Hem bir hafta daha kalırsan lokantayı senden kurtarmamız gerekecek. Duru güldü. — Ben de zaten lokantayı kurtarmaya çalışıyordum. Sevil’in yüzünde bir anlık düşünceli ifade oluştu. — Hâlâ inanamıyorum. — Neye? — Bunca zamandır uğraştığımız şeyin bir anda çözülmesine. Duru sustu. Annesinin bakışlarını görünce o da aynı şeyi düşündü. Kuzey. O gün hastaneden ayrılmıştı. Ertesi sabah onları almaya gelmişti. Sonra lokanta meselesi çözülmüştü. Tesadüf müydü? Duru artık bunun tesadüf olmadığını biliyordu. Ama Kuzey’e sorduğunda ne diyeceğini de bilmiyordu. ⸻ İstanbul’a döndüğü gün Duru doğrudan restorana gitti. Kapıdan içeri girdiğinde mutfaktan gelen tanıdık sesler onu karşıladı. Siparişler… Tabaklar… Garsonların telaşı… Duru istemsizce gülümsedi. Bir haftadır burayı özlemişti. Çantasını bırakıp mutfağa geçti. Tam önlüğünü bağlarken arkasından bir ses geldi. — Döndün demek. Duru arkasını döndü. Kuzey Bey Elinde birkaç dosya vardı. Duru kaşlarını kaldırdı. — Beni karşıladığınıza göre özlediniz sanırım Kuzey hiç düşünmeden cevap verdi. — Mutfaktaki karmaşayı mı? — Ha ha çok komik — Hayır. Duru gözlerini devirdi. — Ne kadar espirili bir patronum var — Sen de ne kadar değişmişsin. — Bir haftada mı? — Fazlasıyla yeterli bir süre Kuzey birkaç adım yaklaştı. — Bir haftada sadece daha çok konuşmayı öğrenmişsin. Duru elindeki bezi ona doğru kaldırdı. — Bir şey söyleyeyim mi? — Söyle. — Çok sinir bozucusunuz Kuzey’in dudaklarının kenarı kıvrıldı. — Teveccühünüz duru hanım ama sen özledin sanırım Duru bir an durdu. — Ne ? — Beni diyorum — Bu kadar espiri kâfi kuzey bey — Çünkü sen zaten her gün mesaj atıyordun haklısın Duru’nun ağzı açık kaldı. — Ben mi? — Evet. — Sana toplam üç mesaj attım. — Dört. — Üç! — Dört. Duru ellerini beline koydu. — Size cevap verdiklerimide mi sayıyorsunuz ? — Diğer üçü? Duru…