BEKLENMEYEN DAVETİN YAN ETKİLERİ
Yazar: Şeyma Özkul

Kafasındaki düşünceleri aynada görür gibi kendini izledi. Zoo'nun koyu kahverengi saç lülelerinin, kıvrıştırıcı maşa ile yapıldığı hiç belli değildi. Çünkü her sabah üşenmeden bunu yapmaya uğraşıyordu. Boynundaki kolye, gece yatakta çılgınca sağa sola dönmesine rağmen hâlâ düz duruyordu. Bu da hiç şaşılacak şey değildi. Elini otomatik sensörlü musluktan çekerek havluya sildi ve derin bir nefes aldı. Jiso, tuvalet kabininden çıkıp kollarını sıvarken, "Yine mi saçların bebişim?" diye takıldı. "Valla gerçek kıvırcıklardan hiçbir farkın yok." Zoo, parlayan dudaklarıyla gülümserken gözlerinin içindeki tebessüm dışarı yansıdı. Jiso, tam o anda duraksamaya geçti. "Bi'dakika yalnız, senin bir sıkıntın mı var?" Sonra elini musluktan akan serin sudan çekerek daha da ilgili ve endişeli bir hâle büründü. "Hele hele de benim en yakın arkadaşımın canını sıkan şeyi ben bilmiyor muyum?" Açık kahverengi gözleri Zoo'dan bir açıklama beklercesine havada asılı kaldı. "Jin Maa'nın doğum gününe gidecek misin?" Zoo sadece yumuşak harflerle bunu söyleyip kollarını göğsünde bağlayarak, sırtını gümüş işlemeli tuvalet sütununa yasladı. Jiso düşünceli bir şekilde, "Önce erkek erkeğe yapacaklar sanmıştım," diye konuştu biraz da heyecanlı bir sesle. Yine de kaygısı seziliyordu. "Ama sonra kızların ısrar edip durmasıyla sınıfın yarısı gidecek." Zoo durumu değerlendirir gibi yaparak, "Peki," dedi dikkatli bir şekilde. "Sen gidecek misin?" Gözlerinden anlık bir tereddüt geçmişti. Önemsediği tek soru bu gibiydi. "Sen bunu sorduğuna göre gelmemeyi düşünüyorsundur," dedi Jiso derin bir nefes verip elini havluyla kurularken. Sonra da elindeki son damla da kuruyunca, Zoo'nun omzuna dokundu. "İnan ki seni hiçbir şeye zorlayamam. Ama kafan dağılır diye düşünüyorum." "Annem gibi konuştun," dedi Zoo buruk bir tebessümle. "Gerçi annem kafamın dağılmasını umursamaz." Zoo'nun tıp kazanmayı çok istediğini Jiso çok iyi biliyordu. Okulun son senesinin her bir anını dolu dolu geçirmesi, ailesinin baskısından ziyade Zoo'nun kendi kendine uyguladığı bir yöntemdi. Kendi kafasına göre her zaman çalışması gereken çok fazla konu, çözmesi gereken çok fazla soru vardı. Doğum günü partilerine ayıracak zamanı yoktu. "Kafam dağılır dağılmasına da..." dedi dalgınca Zoo. "Biliyorsun ki anne babamdan izin koparmak zor. Akşamın bir vaktinde Jin Maa'nın ailesinin köşkünde olmamı isteyeceklerini sanmıyorum. Sen o konuda şanslısın," diye geçiştirdi. Sonra boğazı kurur gibi oldu, saçlarını oyalanır gibi düzeltti. "İstediğinde istediğin yerde olmana izin veriyorlar." Jiso, "Sen bizimkilerin kötü hâlini görmemişsin daha," diye savundu gülümseyerek. Sonra da kol saatine göz atarak Zoo'yu çekiştirdi. "Hoca gelecek. Hadi gidelim." Zoo istemsizce yürümek için bacaklarına komut verdi. "Kararını çoktan vermişsin ki," dedi arkadaşının peşinden hızlı adımlarla yetişmeye çalışarak. Çok fazla insan yoktu, sadece temizlik görevlisi yerleri siliyordu o kadar. Kaymamaya çalıştı. Jiso, "Sonra konuşuruz," diye mırıldandı koridorda fısıltıyla. Jin Maa'nın doğum günü partisine gitmek istemesi sadece çocuğun okulda adı sayılır biri yeri olmasından kaynaklıydı. Onun haricinde Jiso'nun çekingenliğini en yakından tanıyan kişi Zoo'ydu. Bazen yakın arkadaşlar annelerden bile çok şey bilirdi Zoo'ya göre. Tuvalete ayrılmış s şekilli duvarı dönüp koridora çıktıkları anda adımları hızlandı ve iki metrelik mesafeyi kapatıp zaten açık olan sınıf kapısından içeri daldılar. Sınıfın yarısından fazlası doluydu. Belki gelmeyen bir iki kişi vardı. Bu da hocanın gelmekle gelmemek arasındaki o ince çizgide olduğunu gösteriyordu. Ve tabii ki de... Gelmese daha iyi olurdu. Jiso ve Zoo'nun sıraları yan yanaydı. Orta sütun ve en sağdaki sütun. Zoo kalçasını sıraya bırakır bırakmaz büyük bir aceleyle kitaplarını çıkardı ve en son kaldıkları sayfayı açmayı denedi. Sınıfın gürültüsünü çok da fazla umursadığı söylenemezdi. Seslere karşı adaptasyon geliştirmişti. Kafasındaki dalgınlığı fark eder etmez sağa dönüp Jiso'ya, "Nerede kaldık?" d…