4. Bölüm: Hapishane Günleri
Yazar: Emrah

Savaşın sonunu sadece ölüler görür. Ölüm Meleği: İçtimadan sonra yemeğini yiyor. Sonra avluda koşmaya başlıyordu. Koşması bazen bir saat bazen saatlerce öğle yemeğine ve sayıma kadar sürebiliyordu. Koşmasını bitirdikten sonra ağırlık ve vücut çalışıyordu. Akşamları ise hücresinde kendi kendine hayali dövüşüyordu. Bazen de Sevdiği kıza mektuplar yazıyor fakat göndermiyordu. Yada kitap okuyordu. Kendi timi dışında hiç kimseyle konuşmuyordu. Diğer mahkumların onunla konuşmaya çalışmalarını bile duymazdan geliyordu. Müebbet hapis cezası yemiş bir insan için fazla umutsuzdu. Ünü büyüktü o yüzden herkes ondan çekiniyordu. Aslında o yediği cezayı umursamıyor kaybettiği 16 asker arkadaşının vicdanını içinde yaşıyordu. Fenerbahçe dışında hapishane dışından hiç bir şeyle de ilgilenmiyordu. Televizyon karşısında tek izlediği şey Fenerbahçe maçları oluyordu. Ziyaretçi hiç bir şekilde kabul etmiyordu. Sansar : Genellikle Ölüm Meleğiyle beraber koşuyor. Bazen parasına dövüşüyor. Bazen kumar oynuyor hayatını devam ettiriyordu. Eskiden günde yarım paket sigara içen sansar artık tam bir sigara tiryakisi olmuş ve günde 2 paketten aşağı sigara içmiyordu. Ve sigara için dövüşüyor sigara için kumar oynuyordu. Cezaevinde hayatını bu şekilde sürdürebiliyordu. Kazandığı paket paket sigaraları kendi içtiği markasını kendisine. Diğer marka sigaraları ise kader ve silah arkadaşları olan 4 arkadaşına veriyordu. Müebbet yemiş biri olarak son derece umursamaz ve hapishane de bile hayatını düzenini oturtmuştu. Asit : Hücresinden pek çıkmıyordu. Dışarıda bulunan kardeşinin vasıtasıyla genellikle borsa oynuyor para kazanıyor kazandığı parayı ise silah'a erzaka yatırıyordu. Kendine bir kaleden ev bile inşaat ettiriyordu. Akşamları ise kitap okuyor başkada bir şey yapmıyordu. Okuduğu kitapları kardeşi getiriyordu. Hapishane müdürüne de borsada para kazandırdığı için gelen kitaplar doğrudan Asit 'in eline ulaşıyor kimse ne okuduğunu kontrol bile etmiyordu. Genellikle okuduğu kitaplar strateji üstüne, borsa üstüne, bomba elektronik ve elektrik düzenekler üstüneydi. Kafası çalışan biriydi ve stratej-islik üstüne hapse girmeden önce eğitim alıyordu. 10 yıl sonra hapishaneden kurtulacaktı. 10 yıl sonra hapisten çıktığında beş parasız olmak istemiyordu. O yüzden kazanıyor ve yatırım yapıyordu. Serseri Ferit: Hapse girmek kafasını karıştırmıştı. 7 Yaşından bu yana ordudaydı. Tek bildiği askerlikti oda artık yoktu. Kafası gerçekten çok karışmıştı. Birgün banyoda gardiyan serseriye dik dik baktığı için gardiyanın burnunu kırmıştı. Yardıma gelen diğer gardiyanların 6 sını daha hastanelik etmişti. Bu olaydan sonra serseriyi ışıksız karanlık bir odaya kapattılar. Ve her gün dövüyorlardı. Bir kaç ay boyunca serseri ye işkenceler yaptılar. Dövdüler taşta yatırdılar. Soğuk yemekler verdiler. Kafası karışan serseri tamamen akli dengesini yitirmişti. Asit in Cezaevi müdürüne ricasıyla zar zor bıraktılar serseriyi. Serseri o günden sonra sansar gibi dövüşmeye başlamıştı. Cuma: Kendi halindeydi. Kimseye karışmıyor arada spor yapıyor kitap okuyor sansarın ve serserinin dövüş maçlarını ayarlıyordu. Vaktini doldurmaya çalışan tipik mahkumdu aslında. Diğerleri ile birlikte televizyon izliyor ortama ayak uydurmaya çalışıyor ve günlerini geçiriyordu. Kendi halindeydi. Yeni arkadaşlar ediniyordu kendine. Diğer mahkumlar bu 5 askere Psko Soldiers diye lakap bile takmışlardı. Çünkü yemek yerken bile aynı masada oturuyorlar yanlarına kimseyi oturtturmuyorlardı. Ölüm Meleği o gün yemekteyse o yemeğini almadan kimse yemeğine elini sürmüyordu. Aradan 6 ay geçmişti. Bahar bitmiş sonbahar gelmişti. Psko Soldiersler hep aynı şekilde devam ediyordu. Avluda Ölüm Meleği koşuyordu Sansar yanına geldi. Ve telaşlı bir şekilde 'Efendim size bir şey söylemem gerek' dedi. Ölüm Meleği İstifini bozmadan koşmaya devam etti. Ve 'ne o Sansar Af mı çıktı diyerek' gülümsedi. Sansar gayet ciddi bir ses tonuyla 'Hayır Efendim kardeşiniz burada' dedi. Ölüm Meleği bir an durdu. Ve Sansara doğru keskin gözlerle bak…