Zihnimdeki Karanlık Oda

1. Bölüm Kimseye Güvenme

Yazar:

Zihnimdeki Karanlık Oda – Rüya Yıldız kitap kapağı
Zihnimdeki Karanlık Oda – Rüya Yıldız kitap kapağı

Yalnızlık kafamın içine yerleşmiş gitmek bilmiyordu. Yalnızlığa mahkum edilmiş bir ben bir de alt katımda oturan dede vardı. Kimsesi yoktu, tıpkı benim gibi. Ara sıra ona yemek götürmek istediğimde aşağı inip kapısını tıklatırdım. Beni gördüğü her an kaşlarını çatsa bile yemeği alırdı ve kapıyı üzerime hiçbir münasebete girmeden suratıma çarpardı. Alışkın olduğum için fazla aldırmazdım. Bana kaba davranan yalnız o değildi sonuçta. İnsan zihni böyleydi nasıl olsa, ne kadar aynı şeyi düşünürsen hep orada takılı kalırsın. Ne kadar insanlar tarafından aynı muameleye maruz kalırsan bağışıklık kazanırsın. Umursamazdım, neticede ‘’yaşlılık’’ deyip geçiyordum. Sanırım neden yalnız olduğu kendini belli etmişti; huysuzdu! Ne kadar uzaktan bakınca sevimli bir dede gibi dursa da -ki kesinlikle sevimliydi- bir zaman sonra insanı katlanamaz hale getiriyordu. Fakat dedim ya, alışmıştım ona. Pek münasebete girmesek de yemeğini benden alır, tabağımı getirmek için benim katıma çıkar. Dolu tabağı boş göndermek komşuluk geleneğine aykırı olsa gerek her zaman dolu gönderirdi. Her tabağı getirişinde içerisine bir paket sade bisküvi koyardı. Şikayet ettiğimden değildi ancak bir yıldır bunu yapıyordu, yalnızca sade bisküvi. Belki koyacak başka bir şeyi yoktu, ya da kendince bir gelenek oluşturmuştu. Ben de bu geleneğe uyuyordum, şikayetçi de değildim hiç şüphesiz. Lezzetli bir bisküviydi. Farklı bir tadı vardı, tadı sıradan bisküvilere benzemiyordu. Elimde soğuk içeceğimle cam kenarına yerleşmiştim, genelde hep buradaydım. Güvenli alanım olmuştu cam kenarı köşem. Evin en rahat yeri olabilirdi; geniş sarı renge boyanmış eski bir duvarın arasına sıkışmaktan kurtarıyordu cam kenarı köşesi beni. Küçük bir minder atmıştım yere ve gökyüzünü izliyordum. Gök gürültüsü sesi bulutlardan çiseleyen yağmur sesiyle hoş bir tezatlık oluşturuyordu. Bu atmosfer bana yaşadığımı hissettiriyordu; sakin, sessiz, insana ait iz olmayan bir gece. Yaşadığımı hissediyordum. İyiydim aslında, hayat belki de o kadar kötü değildir gibi hissettiriyordu. Belki de öyleydi, kim bilir? Acaba dede ne yapıyordu, iyi miydi, üşüyor muydu? Endişeleniyordum onun için. Beni evine almasa da az çok apartmandaki insanlardan dede hakkında bir şeyler duymuştum. Maddi durumunun pek iyi olmadığını söylemişlerdi. Kimse tam adını dahi bilmezdi ‘’Huysuz Dede’’ olarak lakap takılmıştı apartmandaki insanlar tarafından. Herkes onu kötü ve huysuz olarak tanısa da bence öyle biri değildi, komşuluğu gayet iyiydi. Konuşmasak bile hareketleri bu yöndeydi. Düşüncelerimin öyle derinindeydim ki dışarıdan gelen çığlık sesini algılamam uzun sürmüştü. Oturduğum yerden panikle ayağa fırladım, elimdeki içecek yere dökülmüştü ancak o panikle umrumda olmadı. Camdan aşağı baktığımda iki erkek bir genç kızı çekiştirerek arabaya sokmaya çalışıyordu. ‘’Yardım edin!’’ kızın sesi o kadar güçle çıkmıştı ki, bütün mahalleyi uyandırabilmek için yeterliydi. Karşı apartmanın birkaç ışığı yandı ancak kimse cama çıkmadı. Ve yanan ışıklar geri söndü. Ne yapacağımı bilmiyordum, kız kocaman açılmış gözlerle binaların camına umutla bakıyordu sanki, birinin yardımını umutla bekliyordu. Dayanamadım ve bağırdım. ‘’Babam polis ve hemen aşağı geliyor. Baba!’’ diye bağırdım onlara doğru, inanmalarını dört gözle bekledim, ters tepmesini istemiyordum. ‘’Baba aşağıdalar! diye bağırdım var gücümle. Herkesin uyanmasını bekliyordum ama kimse pencereden bakmaya bile tenezzül etmiyordu. Canı cehenneme! İki adam sesimi ve beni görünce birbirlerine baktılar, kızı hışımla yere fırlatıp sokağın sonuna doğru süratle fırlamışlardı. Kıza baktım ve ‘’Dördüncü kat, acele et!’’ diyerek apartman kapısını işaret ettim. Kız düşünmeden koştu, nefes sesini işitiyordum. Kapıyı açtım ve hemen içeri aldım. Ter içinde kalmıştı, nasıl bir durumdaydı bilmiyordum ancak bu havada kısa kollu bir tişörtle o iki adamdan kaçmaya çalışıyorsa hiç iyi bir durumda değildi. Yağmurdan ıslanmış sarı saçlarını elindeki bez tokayla alelacele topladı. ‘’Sana çok büyük borçlandım, gerç…

Bölümün tamamını WritePad'de oku