5 • Okyanus Kokusu
Yazar: Lea

Dalgaların kıyıya vuruş sesini dinliyorken karşısındaki kocaman, tahtaları eskimiş, küf kokuyor gibi görünen ancak ona birçok şeyi hatırlatan eski eve bakıyor. Burnuna kadar gelen ahşap kokusunu içine çekiyor. Bu kocaman ev, geçmişinin sadece bir kısmına ait olsa da Leah burayı unutamamanın verdiği garip hisle doluyor. Arkasındaki okyanusun burnuna getirdiği o inanılmaz müthiş olan deniz kokusuyla beraber gözlerini kapatıyor. Koca bir okyanus dolusu tuzlu suyun kokusuna çarparak gelen başka bir koku duyumsuyor. Kışın getirdiği esinti, genç kadının bedenini sertçe yalarken birkaç adım sesi duyuyor. Okyanus kokusuyla beraber gelen bu kokuyu seviyor çünkü bu koku tanıdık, onun adeta yuvası diyebileceği erkeksi koku. Lachlan da okyanus gibi kokuyor. “Hatırlıyor musun,” diye söze başlıyor genç adam, sevgilisinin bu soğukta titreyen narin bedenine yaklaşarak. “Biz çocukken yani gençken canın ne zaman sıkılsa buraya gelirdin. Kocaman köşkünüzün her bir tarafını keşfetmiş olmanın sıkıcılığından dolayı tam burayı, okyanusa sırtını veren ağacı seçer, sen de bu ağaca sırtını dayardın. Dizlerinde defterin, elinde kalemin, bir şeyler yazardın. Doğru kelimeyi ararken kalemi ısırır ya da onunla saçını kaşır, yüzünü okyanusa döner, kelime okyanusun ortasından fırlayacakmış gibi onu beklerdin.” Leah, vücuduna sarılan geniş gövdeye yaslıyor başını, gözlerini okyanustan ayırmaksızın. “Öyle de olurdu,” diye tamamlıyor sevgilisinin geçmişi anlatan cümlelerini. Ah, Lachlan onu nasıl da iyi tanıyor! “Kelime, okyanusun ortasından bana yavaşça gelirdi ya da beynimde yankılanırdı. Bilemiyorum. Yazarlarların unuttukları kelimeler bazen farklı yerlerden fırlayabiliyor.” “Ben de seni gizlice izleme peşine düşer, buraya gelir ve bir köşeden seni izlerdim. Bazen cesaret alarak yanına gelirdim ve ne yazdığını sorardım. Sen de bana defterini gösterirdin.” Genç kadın gözlerini bir kez daha kapatıp açtıktan sonra dudaklarında yavaşça beliriyor bir gülümseme. “Defterimi gösterdiğim tek kişiydin. Bir şeyler yazdığımı bile bilen tek kişi, tek arkadaşım…” “O zamanlar sana âşıktım …” Genç CEO’nun bu masum sözleri, Leah’nın bir kez daha gülümsemesine neden oluyor. Bu kez acı ve pişmanlık dolu bir gülümseme. Yerinde kıpırdanarak yüzünü genç adama doğru çeviriyor, bedenini tam anlamıyla döndürmeden başını kaldırıp ona bakıyor. Onun parlak yeşil gözlerine… O gözler öylesine güzel ki Leah bu adama yıllarca acı çektirdiğini biliyor ve bundan bir miktar pişmanlık duyuyor. “Ben de başkasına âşıktım,” diye mırıldanıyor. “Lisenin asi ve popüler kızı olarak biliyorum çok klişe ama popüler çocuklardan birinden hoşlanıyordum. Senin benden hoşlandığını bile bile sana onu anlatırdım. Sen ise beni öyle dinlerdin ki benim yüzümden acı çekip çekmediğini bile bilemezdim. Ama bundan hoşlanmıyordun Lachlan. Lisedeki Norveçli birinin varlığı bile tüm kızları üzerine çekiyorken senin gözde olmanı da ben kaldıramıyordum. Sen benim en yakın arkadaşımdın. Onlar kimdi ki? Ancak klişe gençlik hikayeleri gibi başkasından hoşlanıyordum işte…” Sevgilisinin hikaye tarzında anlatmasına ve onun dudaklarından çıkan anılarına gülümseyerek karşılık veriyor Lachlan. Hatta gülümsemesi, bir kahkahaya dönüşüyor. “Dean,” diye usulca fısıldıyor, bir sır verirmiş gibi. “Basketbol oynayan sıradan bir gençti ama üzerine yapışan popülerlikten nasibini aldığında bir egoiste dönüşmüştü. Ve tüm bunların yanında ben de kitaplarım ve sıradanlığımla klişe bir gençtim.” Tek parmağını Lachlan’ın omzuna koyarak onu ittirirmiş gibi yapıyor Leah, biraz geri çekilerek ve vücudunu tamamen ona döndürerek. “Tek farkın, ailenin bu şehirdeki en ünlü şirkete sahip olması, soyunun Norveç’e dayanması ve bundan dolayı İskandinavya’nın müthiş genlerini taşıdığın için oldukça yakışıklı olman. Tabii her yaz Norveç’e gidiyor olman, benim de diğer çocuklarla takılmamı etkilemiş olabilir.” “Beni bekleyeceğini sanıyordum …” Lachlan’ın sesi alaycı. Gülüyor ve genç kadının bedenine tekrar sarılıyor. Leah ise onun yanağına küçük bir öpücük b…