2 • Sonbaharın Son Yaprakları
Yazar: Lea

Sonbaharın belirtisi sarı ve turuncu renkli yapraklar, kurumuş ağaçların dallarından koparak yavaşça süzülüyor ve yer çekiminin etkisiyle yere doğru iniyor. Ağaç, şöyle bir silkinip son yapraklarını da dökerken caddenin her tarafına saçılmış olan yapraklar, turuncu bir görüntü ortaya seriyor. Çoğu kişinin sevdiği bu görüntü, penceresinin önünde oturup yaprakların dökülüşünü seyreden genç kadın için aslında ilham verici bir olay olabilecekken genç kadın hiçbir tepki vermeden öylece duruyor. Elindeki gri kupanın -gri rengi sevdiği için çoğu kupasının gri renkte olması, kesinlikle soyadıyla ilgili bir durum değil- içerisindeki sade kahve çoktan bitmiş. Onu yerine koymak için bile oturduğu koltuktan kalkmaya zahmet etmeyip gözlerini sabit bir noktaya dikmiş, izliyor. Çalışma odasındaki tekli koltuğa çöküp kucağına defterini, eline kahvesini alırken amacı aslında birkaç kelime de olsa bir şey yazabilmekti. Ancak aradan saatler geçmesine rağmen ne beyaz kâğıtta yazılmış tek bir kelime var ne de kadının bedeninde bir hareketlilik... Sokağın köşesindeki başka bir evin yakınlarında bir ağaç daha yaprak döküyor. Sonbahar aslında hüzün mevsimidir, diye düşünüyor. Ancak o, kışı seviyor. Kışın getirdiği tüm soğukluğu , bedenindeki ve zihnindeki soğuklukla harmanlıyor ve karanlığını ortaya çıkarmayı seviyor. Karanlığı... Zihninin bir köşesinde bir şeyler uyanıyor, çırpınıyor. Ancak genç kadın tepki vermiyor çünkü bunun ne ifade ettiğini bilmiyor. Kendi zihnine, karanlık şimdilik bir şey ifade etmiyor. Uzun, siyah saçlarının ortasına konan bir öpücükle irkiliyor. Boynuna dolanan kollarla beraber teninde hissettiği sıcaklık, ona sevgilisinin gelmiş olduğu haberini veriyor. İrkilmeyle beraber kucağındaki defter ve kalem hareketleniyor, kalem yere düşerek yuvarlanıyor. Bardağı ise titreyen elinin parmakları arasından bırakmamak için kendisini zorluyor. Kupalarını seviyor, bu yüzden onu kırmaya cesaret edemeyeceğini ikisi de bildiği için genç adam kupayı alarak biraz ilerideki masaya bırakıyor. “ Leah? Sevgilim?” Lachlan’ın sesi, kulağına iliştiği anda Leah bir kez daha irkiliyor. Sevgilisinin bedenini şimdi karşısında buluyor. Masanın kenarına yaslanan genç adam, uzun boyundan dolayı Leah’a başını eğerek bakıyor. Neden sonra, bedenini eğip çömeliyor ve genç kadın ile aynı hizaya geliyor. Yerdeki kalemi alarak Leah’ın kucağındaki defterin üzerine koyuyor ve ikisini birden yavaşça masanın üzerine bırakıyor. “Yazamadın mı?” Leah bu soruya karşılık başını sallıyor ve iç geçiriyor. “Sonbaharı izlemek bile bana ilham getirmiyor.” Tekli koltukta kıpırdandığında bedeninin kaskatı olduğunu fark ediyor. Bedeni tamamen uyuşmuş bir hâlde. Bacaklarını zorlanarak da aşağı sarkıtıyor. “Sen zaten sonbaharı değil, kışı seviyorsun.” Kumral saçlı genç adam, ellerini siyah saçlı kadının yanaklarına yaslayıp ona doğru eğiliyor ve dudaklarına bir öpücük bırakıyor. Birkaç santim geri çekilip yeşil gözlerini, mavi gözlere sabitliyor. “Hiçbir zaman da sonbaharın serinliği ile sakinliğini, kışın buzuna ve karanlığına değişmezsin.” Leah Aurelia Grayson, bir kez daha iç geçirip ayağa kalkıyor. Dizlerinin üzerinde olan sevgilisinin bedenini umursamadan koltuğun etrafından dolanıp odanın kapısına doğru ilerliyor. Genç adamın gelmesiyle beraber trans hâlinden çıkmış olması umurunda değil, hatta zihninden silinmiş gibi o anlar. “Bu demek oluyor ki kış geldiğinde yazabileceğim, öyle mi? Bilemiyorum, Lachlan,” diye sesleniyor odadan çıkarken. Kendi çıplak ayaklarının evin zemininde çıkardığı adımların ardından gelen sert adım sesleri, Lachlan’ın da arkasından geldiğini doğruluyor. Leah adımlarını salona doğru atarken saatin kaç olduğunu merak ediyor bir anda. Lachlan eve döndüğüne göre saat geç olmalı. Büyük ve gösterişli evlerinin bir o kadar büyük salonuna adeta parmak uçlarında girerken bir köşede duran kristal bardaklarından rastgele bir tanesini seçerek içine yarım duran viski şişesinden dolduruyor. Bardağı dudaklarına götüreceği sırada bir anda bardak yok oluveriyor. Baş…