19 • Şah
Yazar: Lea

Yaşadığı şehri iki günde bile özlemiş olan genç iş adamı, bu şehrin kış havasını doyasıya çekiyor içine. Norveç’in kışı elbette Amerika’dan daha sert geçer ama genç adam kendisini Amerika’ya, New York’a aitmiş gibi hissediyor çocukluğundan beri burada olmanın ve Leah ile burada tanışmanın da etkisiyle. Önündeki dosyaları karıştırıp gerekli yerlere imzalar atıyor ve bazı yerlere birkaç not alıyor. Kahvesinden büyük yudumlar alarak işlerini halletmeye çalışırken bir yandan da sol kolundaki saati kontrol edip duruyor. Leah’ya iki saat sonra döneceğini söyledi ama genç adamın işleri iki saatte bitmedi, üstelik yapacak tonla işi var hâlâ. Bu iki saatte yaptığı şeyler bile yapacaklarının çeyreği sayılır. Kahve bardağını masaya koyarken derin bir iç geçiriyor. Meşgul bir iş adamı olmaktan yorulduğunu hissediyor Norveçli genç adam. Sevgilisiyle ilgilenmesi gereken zamanlarda kendisini iş hayatının en derininde bulduğu için mesleğine ve şirketinin ıvır zıvır denilebilecek her türlü işine lanet ediyor. Belki de Leah’yı alıp buralardan temelli bir şekilde kaçmalı... Sol dirseğini masaya dayayıp elini yanağına yasladığı için saatinden işittiği tik tak sesleri sinirlerini geriyor. Sessiz odasında duyduğu tek ses olan tik tak sesleri, genç adamın sevgilisine verdiği sözü tutmadığının ve ona yetişmek için geç kaldığının kanıtı adeta. Elini yanağından çekip kol saatini çıkarıyor ve önce masanın üzerine bırakıyor, ardından ise saatin akrep ile yelkovanının ilerlemesini izlemek istemediği için saati alıp masanın bir çekmecesine fırlatıyor. Çekmeceyi kapatıp rahat bir nefes alarak işine geri dönmek istiyor. Ben buradayken ve Leah orada tek başınayken burada daha ne kadar kalabilirim ki , diye düşünüyor. Bu düşünceyi ve Leah’nın zihnindeki şeytanları kafasından atmaya çalışırken zihnine düşüveren başka görüntüler, genç adamın titremesine neden oluyor. Dün gece... Lilith... Yaptığı şeyden pişmanlık duyuyor tekrar. Acı içinde derin bir nefesi veriyor. Sevgilisini onun bedenindeki başka bir kişiliğiyle aldatmış olması fikri epey gülünç dursa da bu, Lachlan için oldukça korkunç bir olay. Lilith’in başka neler yapabileceğini düşündürtüyor genç adama. Lilith’in Aurelia’dan daha kötü olduğunu bildiği için onun neler yapabileceğini asla tahmin edemiyor. Odasının kapısının tıklanması bölüyor genç adamın düşüncelerini. Silkinip kendine gelmeye çalışırken gözleri buluyor kapıyı, kapıyı yavaşça açıp başını uzatan sekreterinin gülümsemeye çalışan yüz ifadesini görüyor. “Bay Carlson,” diyor sekreteri olan genç kadın. “Doktor Jordan geldi.” Kadının arkasında beliriveriyor bahsi geçen psikiyatrist. Lachlan başıyla onayladığında kadın geri çekilerek yalnız bırakıyor iki adamı. “Dönmüşsün.” Kapı kapandıktan sonra masaya doğru yavaş ve temkinli adımlarla ilerleyen psikiyatristin yüz ifadesini izlerken onun adımlarını gözleriyle takip ediyor Lachlan. “Evet,” diye cevap veriyor adamın belirsiz sorusuna. “Dönmemi istediniz ve döndüm.” Psikiyatrist alayla gülüyor. “Camdan atla desem, atlayacak mısın?” Lachlan ona ifadesiz bir şekilde bakarken Elias yaptığı yersiz esprisini savuşturuyor boğazını temizleyerek. Genç adamın masasının önündeki iki koltuktan birine oturuyor ve gözlerini ona dikiyor. “Peki, sen neden benimle konuşmak istedin?” İki adam da birbirini süzüyor birkaç saniye boyunca. Normal zamanda hiç anlaşamayan ve düşman sayılabilecek bu iki adamı birleştiren asıl meseleyi ikisi de biliyor; bu gerçek, ikisinin gergin bir şekilde oturmalarına ve birbirlerine öylece bakmalarına neden oluyor. Elias’ı bir süredir görmeyen Lachlan’ın ilk izlenimi, adamın sakallarının uzadığı ve bir süredir kesilmediği yönünde oluyor. Sanki adam bir süredir tek bir şeyi düşünüyor ve kendisine bakmıyor gibi görünüyor. Siyah saçlarıyla uyumlu olan siyah sakalları ve siyahımsı gözleri, adamın üzerindeki siyah takım elbisesiyle ve siyah kabanıyla öyle bütünleşiyor ki uzman psikiyatrist sanki filmlerden fırlamış yakışıklı bir kötü adama benziyor. Onu bu kötü imajdan sıyıran şeyler ise ad…