16 • Kar Taneleri
Yazar: Lea

Bir İskandinav ülkesi olan Norveç’te kışlar sert geçer. Oslo’daki şirketinin ana binasında olan genç adam toplantıdan toplantıya koşmanın yoruculuğundan bunalmış, gözlerini pencereye dikip sabahın erken saatinde yağan karı izliyor ve bunu düşünüyor. Kış . Leah’nın en sevdiği ve kendisini özgür hissettiği mevsim. Oslo’daki kar manzarasını görme fırsatını genç kadına vermediği için kendisini suçlu hissediyor Lachlan. Leah şu an ne yapıyor acaba , diye düşünüyor. Buraya geldiğinden beri onunla yalnızca bir kez konuşabildi, onu yalnız bırakmak genç adamın hiç hoşuna gitmiyor. “Ve böylece şunu amaçlıyoruz ki...” Dar uzun olan toplantı masasının baş köşesinde oturuyor genç CEO, orta yaşlı ve gözlüklü olan kızıl saçlı kadının anlattıklarına dikkatini vermesi gerektiği kadar veremiyor. Kendisine ve etrafındaki diğer tüm insanlara anlatılan konu aslında Lachlan’ın iki gündür burada, sevgilisinden uzakta ve başka bir ülkede olma sebebi ancak ne yazık ki genç adamın yorgun zihni artık tüm bunları kaldıramıyor. Sadece sevgilisini görmek istiyor. Hemen, şimdi. “Bay Carlson?” Şirket sahibi genç adamın dikkatinin başka yerde olduğunu hisseden bir adam kendisine seslendiğinde Lachlan yorgun gözlerini pencereden ayırıp ona dikiyor. Tüm gözlerin kendisinin üzerinde olduğunu biliyor. Kimseden ses çıkmaması da anlatılanların şirket sahibi tarafından dinlenilmediğinin kanıtı. Gözlerini tüm çalışanların üzerinde gezdirip onlara aslında her şeyi dinlediğini belirtip bu proje hakkındaki düşüncelerini söyleyeceği sırada ona seslenen adamın gözleriyle bir yeri işaret ettiğini fark ediyor. Anlamayarak ona bakıyor Lachlan. “Telefonunuz çalıyor,” diye belirtiyor adam mırıldanarak. Lachlan o anda hatırlıyor sanki masanın üzerinde, önünde açık duran dosyaların yanında olan telefonunu. Gözlerini adamdan çekip yavaşça dikiyor telefonuna. Arayan kişiyi gördüğünde önce yorgun gözleri kısılıyor, ardından da genç adam derin bir nefes alıyor ve masanın üzerinde sessiz bir şekilde çalan telefona uzanıyor. “Kusura bakmayın.” Telefonu elinde sıkıca tutup ayağa kalkarken mırıldandığında etrafındakilerin ona anlayışla baktığını göz ucuyla görüyor ancak Lachlan toplantı odasının kapısına doğru ilerlediği anda arkasında fısıldaşmaların başladığını fark ediyor. Fazla dalgın... Ne oluyor bu adama? Sevgilisiyle arasının kötü olduğunu duydum. Ondandır belki de. Amerika’da rahatı yerindeymiş anlaşılan. Buraya gelince kendisini at koşturuyor gibi hissetmiştir. Lachlan kendisini alaya alıp onun hakkında dedikodu yapan insanları umursamadan odadan çıkıyor. Bu insanlar, Amerika’daki şirketin çalışanları kadar anlayışlı ve sıcakkanlı değil; buradakilerin hepsi belli bir mertebede olup da hissedar oldukları bu şirketi kaybetmemeye çalışan, şirketin sahibinin ve en büyük hissedarın arkasından konuşup ona en zayıf olduğu anda ihanet edebilecek olan insanlar. Genç adam bu insanlarla uğraşmaktan ve o yokken oluşturulan projeleri okuyup gerekeni onaylamaktan yorgun düşüyor ama onlara gereken disiplini vermesi gerektiğini de biliyor. Buradaki varlığı ile onlara bir Carlson’ın yaşadığını ve hiç kimsenin bu şirketi alamayacağını göstermek zorunda. Kendisine rahat bir yer buluyor koridordaki pencere kenarında. Arayan kişinin ismi üzerinde gezinen bakışları, derin bir nefes daha alıp vermesine neden oluyor. Arama sona ermeden aramayı cevaplıyor ve telefonu kulağına götürüyor. “Doktor Jordan? Sorun nedir?” “Merhaba, Lachlan.” Doktorun sesi endişeli geliyor. Lachlan adamın endişe dolu bir nefesi bırakmasını hattın öbür ucudan duyduğunda hiçbir şey söylemiyor. Adamın devam etmesini beklerken pencereden dışarı bakıyor. Kocaman şirket binasının yirmi altıncı katında olduğu için aşağı baktığında gördüğü manzara, uçaktan baktığında gördüğü manzara kadar ufak görünüyor gözüne. Bembeyaz bir örtü gibi görünüyor Oslo’nun caddeleri. Gökyüzüne çeviriyor bakışlarını, hâlâ düşmeye devam eden kar tanelerini izliyor. Leah burada olsaydı kar tanelerini elleriyle yakalamaya çalışırdı , diye düşünüyor. Bu düşü…