14 • Lilith
Yazar: Lea

Kar tanelerinin yavaşça düştüğü şehir, yolda usulca yürüyen kadına fazlasıyla hoş görünüyor. Şehri ilk kez görüyormuşçasına hevesli, karı ilk kez hissediyormuşçasına mutlu. Yürüdüğü yolun sonunun nereye uzandığını içten içe biliyor ama buraya ilk kez geliyor . Beyaz örtü altındaki şehrin görüntüsü, kadın için cazip ancak caddede yürüyen insanların görüntüsü, kadının midesini bulandırıyor. İnsanların memnuniyetsiz yüz ifadelerine veya aceleci tavırlarına baktıkça adeta bir vampir gibi onların damarlarında akan kanı hissediyor, o kanı akıtmak istiyor. Kendi kendisine gülümsüyor. Yazdığı romandaki katil gibi hissediyor kendisini ; öyle deli, öyle karanlık ve bir o kadar da masum görünümlü... Ellerine bulaşan kan ile neler yapabileceğini bilen katil bir karakter gibi... İlham almak için kendisine zarar veren bir yazarın da ötesinde, katil karakterinin ne hissettiğini anlamak için öldüren bir yazar gibi... Kadın, yüzündeki gülümsemeyi soldurmadan, önüne geldiği ofisin kapısını açıp içeriye giriyor. Dışarıdaki soğuk havanın esintilerinden hiç nasibini almamış, sıcacık olan ofis, kadının gülümsemesini biraz olsun solduruyor. Sıcağı sevmez, aksine, soğuğa bayılır . Danışma masasının arkasındaki genç kadın başını uzatıp ona bakıyor, yüzünde bir nebze şaşkınlık beliriyor. Ağzını açan genç kadın ile konuşmak için bir hamlede bulunmadan, yolunu ezbere bildiği ama daha önce hiç gitmediği odaya doğru adımlıyor. Arkasındaki şaşkın sekreterin onu engelleyeceğini düşünüyor ama sekreter sadece odanın kapısı açıldığında doktorla göz göze gelip şaşkın bakışlarını ona gönderiyor. Doktor da ona ‘sorun değil’ anlamında başını sallıyor. Odaya giren kadın, bakışlarını koltuktaki doktora dikiyor ve masanın bir kenarındaki altın harflerle işlenmiş isme bir göz atıyor. “Doktor Jordan?” Psikiyatrist, bakışlarını karşısındaki kadında sabitlediğinde onu inceliyor. Kadının onaylamak için ismini sorması bile, onu tanımadığını gösteriyor. Kadının mavi gözleri beklentiyle bakıyor... Kadın, onu tanımıyor ve bu gerçek, Doktor Jordan’ın ilginç bir vaka yakalamışçasına gülümsemesine neden oluyor. “Benim, buyrun,” diyor eliyle koltuğu göstererek. Kadın arkasını dönüp koltuğa ilerlerken doktor da yerinden kalkıyor ama kadını incelemeye devam ediyor. Bu ânı daha önce de yaşadı ama bu kez farklı. Déjà vu hissinin de ötesinde, karşısındaki kadını tanımak istiyor zira onunla daha önce tanışmadığını biliyor. Karşısındaki kadın farklı. Giyimiyle, oturuşuyla, konuşmasıyla, etrafta gezdirdiği meraklı gözlerinin hevesli bakışlarına yansıdığı karanlık ile... Öte yandan, Elias onun aslında kim olduğunu biliyor . Bundan dolayı, özel not defterini alıyor ve karşısındaki kadına bir soru yöneltiyor. “Sanırım tanışmadık. Kayıtlar için isminizi alabilir miyim?” Elinde tuttuğu kalemle kadının dudaklarından dökülecek ismi merakla bekliyor. Ondan gelecek farklı ismin anlamını şimdiden araştırmak için can atıyor. “ Lilith .” Elias’ın gözleri, duyduğu isimle tekrardan kadına çevriliyor. Kadının gülüşünü gördüğünde o da gülüyor. “Adem’in ilk karısı,” diyor sohbet konusu açmaya çalışarak. “Ve dünyanın kötü ruhu .” Kadının sesindeki huzur ve mutluluk, Elias’ın gevşeyen parmaklarının kasılmasına neden oluyor. Kötü ruh... Bu tanım, burada neler olduğunu anlaması için yeterli geliyor. “Kötülük...” diyor, ismi yazdıktan sonra kalemi bırakıp. “Kötülüğü tanımlamanı istesem nasıl bir tanım yaparsın, Lilith ?” Mavi gözlü kadın, hayranlıkla iç geçiriyor. “Ah...” diye bir inilti kaçıyor dudaklarından, sanki kötülüğün veya Lilith isminin çağrışımı ona zevk veriyormuşçasına. “Kime göre, neye göre kötü, derim. Size göre kötü olan şey, bana göre kötü olmayabilir, doktor.” “Doğru,” diyor Elias, başını sallayarak. Bu kadının çekici olmasının yanında zeki olmasını ve açık sözlülüğünü seviyor. “Sana göre kötü olan nedir?” Kadının üzerindeki siyah deri ceket, kadının kollarından sıyrılarak çıkıyor. Siyah, boğazlı kazak ile altındaki deri, siyah eteği ortaya çıkıyor. Siyah çantasını da koltukta yanına koymuş o…