Tozlu raflar ve kan
Yazar: Hanife i Bay

1. Bölüm: Arzu ve İhanet Kütüphane artık bir çalışma alanı değil, Karan’ın kendi krallığıydı. Kapıyı kilitlediğini duyduğum an, içerideki havanın değiştiğini, oksijenin yerini onun o ağır, orman kokulu ve metalik parfüme karışmış feromonlarına bıraktığını hissettim. Beni masanın üzerine doğru sertçe çekerken, bakışlarındaki o "avcı" ifadesi hiçbir gizli kapaklı duygu barındırmıyordu. Sadece açlık vardı. Beni altına alıp masaya yasladığında, vücudunun ağırlığını üzerimde hissetmek nefesimi kesmişti. "Buradan çıkışın yok," dedi, sesi o kadar alçak ve gürültülüydü ki, kütüphanenin sessizliği altında yankılandı. "Sen benimsin. Sadece benim nefesimi soluyacak, sadece benim üzerimdeki o izi taşıyacaksın." Elleri, kıyafetlerimin üzerinden değil, doğrudan tenimi talep edercesine hareket ediyordu. Dokunuşları, kışın en sert ayazı kadar soğuk ama değdiği her noktayı sızlatacak kadar keskindi. Boynuma yaklaştığında, dudaklarını derimin üzerinde gezdirerek nabzımı tek tek saydı. Her dokunuşta vücudum ona daha fazla teslim oluyordu, zihnim ise bu takıntının karanlığında kayboluyordu. "Korkuyorsun," diye fısıldadı, parmaklarını saçlarımın arasına geçirip başımı hafifçe geriye doğru çekerek. "Ama aynı zamanda beni istiyorsun. Benim o soğuk karanlığımda yanmayı, benimle yok olmayı istiyorsun." Cevap vermeme izin vermedi. Dudakları dudaklarıma kapandığında, bu sadece bir öpücük değil, bir mülkiyet beyanıydı. Tüm kütüphaneyi, dünyayı, kendi hayatımı onun o dizginsiz arzusuyla ezip geçtiğini hissettim. Artık ne bir öğrenciydim, ne de o sıradan biriydi. Sadece onun hükmü altındaki bir gölgeydim. Karan’ın dudakları boynumun hassas noktasında, nabzımın en hızlı attığı yerde durduğunda, ellerinin belimdeki baskısı daha da sertleşti. Masanın soğuk ahşabı tenime batıyordu ama ben sadece onun buz gibi teninin bende bıraktığı yakıcı etkiyi hissedebiliyordum. "Sana dokunmamı istiyorsun," diye fısıldadı, sesi bir emir kadar keskin ve bir o kadar da baştan çıkarıcıydı. "İtiraf et. Benim karanlığımda kaybolmayı, bu sonsuz açlığın bir parçası olmayı istiyorsun." Söylemek istediğim cümleler boğazımda düğümlendi. İrade namına içimde kalan son kırıntılar, onun yoğun bakışları ve tenimi keşfeden elleri karşısında toz olup gidiyordu. Onun mülkiyetindeydim; bunu inkar etmek, kendime yalan söylemekten başka bir şey değildi. Başımı hafifçe geriye yaslayıp teslimiyetle gözlerimi kapattığımda, dudakları kulak hizama geldi. "İşte böyle," dedi, bir zafer gülümsemesiyle. "Artık sadece benimsin." Elleri, bluzumun düğmelerine yöneldiğinde kütüphanedeki zaman tamamen durmuş gibiydi. Her bir düğmenin açılma sesi, o sessiz odada birer kurşun gibi yankılanıyordu. Tenimle buluştuğu an, soğukluğu tüm vücudumu titretti; sanki damarlarımda akan kanın yerini başka bir şey, belki de ona olan bu dizginsiz tutku almıştı. Beni kendine daha çok çekti, aramızda bir santim bile mesafe kalmayana kadar. Onun vampir doğasının o karanlık, durdurulamaz arzusuyla kendi arzumun çarpıştığı o noktada, artık geri dönüşün bir yolu yoktu. O gece kütüphanede, sadece akademik bir dünyanın değil, yasakların, tutkunun ve sonsuz bir bağımlılığın sınırlarını çiziyorduk. Karan, geri çekilmeden bir an duraksadı ve gözlerini gözlerime kilitledi. O kehribar rengi gözlerin derinliğinde, kendi sonumu gördüm ve buna rağmen ondan bir saniye bile uzaklaşmak istemedim.