4.Bölüm/ Şeytanın sırrı
Yazar: karaca

Nasılsınızzz? Umarım iyisinizdir. Favori karakterinizi alabilir miyimmm?. 🎭🃏 “Çok uzun zaman önce, ölmüş bir peri varmış. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir peri… Her savaşa girdiğinde kendinden bir parça kaybeder, her kaybedişinin ardından yeniden doğarmış. Fakat bir gün, diğerlerinden farklı bir savaşta, gerçekten kaybolmuş. Kimsesiz, hissiz ve kanatları koparılmış hâlde, dünyanın unutulmuş bir köşesinde öylece yatarken karşısına bir adam çıkmış. Bir insan… Ama diğer insanlardan çok farklı. Perinin gözlerinde gördüğü en yakışıklı adam oymuş. Öyle ki, yakışıklılığı ile varlığı etkiliyormuş insanı. Diğerleri ise onun hakkında fısıldaşır, onun şeytan tarafından işaretlendiğini söylerlermiş. Oysa kimsenin bilmediği bir gerçek varmış: Şeytan tarafından işaretlendiği söylenen o adam, şeytanın ta kendisiymiş. Üstelik insanların masallarında anlatıldığı gibi çirkin, kısa boylu ya da korkunç değilmiş. Aksine… fazlasıyla etkileyici, karanlığın içinden bile gözlerini üzerine çevirebilecek kadar büyüleyiciymiş. Fakat şeytanın etkileyemediği tek bir kişi varmış. Kaybolmuş o küçük peri kızı. Şeytan, hayatında ilk kez birine âşık olmuş. Küçük bir periye… Ve peri de şeytanı sevmiş. Ne kadar kabul etmek istemesede peri. Belki de ikisinin sevgisi, başlı başına bir savaştan daha tehlikeliydi. Ta ki peri, bir gün yeniden savaşa gidene kadar. Bu kez kaybettiği şey kendisi değilmiş. Çok sevdiği şeytanıymış. Ve peri, ilk defa yeniden doğmamış. Çünkü insanın kendisini kaybetmesiyle sevdiğini kaybetmesi aynı şey değilmiş. Peri bu kez bedenini değil, ruhunu kaybetmiş. Ve sonsuzluğa, gerçekten ölmüş.” Berkecana masal anlatıyordum. Babamın bana küçükken anlattığı bir masaldı bende şimdi yeğenime anlatıyordum. Ve Berkecan masal bitmeden uykuya dalmıştı bile. Kumral saçlarına küçük bir buse kondurup ayağa kalkmıştım. Üstünü örtüp . Komidinin üstünde olan gece lambasının ışığını kısmıştım. Odadan çıkıp doğruca kendi odama gitmiştim. Nehiray, Aydeniz ve Barlas beni bekliyordu. Balkondaki oturma takımına yerleşmiş, her zamanki gibi birbirleriyle kavga ediyorlardı. Ben ise hiç ses çıkarmadan yanlarına oturdum. Aydeniz bağdaş kurmuş, mavi gözlerini merakla üzerime dikmişti. “Bu İzniyan mı ne, o adam kim? Eşek, anlatsana bana.” “İznikan adı,” diye düzelttim onu. “Hem öyle çok da önemli bir olayı yok. Düşmanım olmayı seçmiş birisi.” Cümlemi kısa kesmiştim. İznikan hakkında konuşmak, hatta onun hakkında tek bir şey daha duymak bile istemiyordum. “Hımmm… İzni diyorsun yani.” Sesindeki o şımarık ton, şu an İznikan'ı iyi biri sandığını açıkça belli ediyordu. “Aynen. İzni diyorum.” Aydeniz heyecanla konuşmaya başlamıştı. “Kızım, ne oldu sana ya? Barlas da İznikan'ın adını duyunca somurtup göz deviriyor. Bak, deli etmeyin beni!” Aydeniz'in söylediklerinden yalnızca “deli etmeyin beni” kısmına takılan Nehiray kaşlarını kaldırdı. “Daha ne kadar deli olacaksın, Aydeniz?” Gerileyip arkasına yaslanırken saçlarını savurarak kahkaha attı Aydeniz. “Deliliğimle kendime bir adam bulmuşum. Sen akıllığınla bulabildin mi birini, Nehiray?” Tam on ikiden vurmuştu. Aydeniz'in “bulduğum adam” dediği kişi Barlas'tı. Henüz sevgili değillerdi; flört aşamasındaydılar. Gerçi sevgili olduklarını kabul etmiyor, ama sevgililerin yapabileceği ne varsa yapıyorlardı. Birbirlerine karşı o kadar barizdiler ki, bunu inkâr etmeleri artık yalnızca kendi inatlarıydı. Nehiray ise gerçekten çok güzeldi. Esmer güzeli denilebilecek türden bir güzelliği vardı. O kara gözlerine ve belirgin kaşlarına ben bile hayrandım. Ama hayatında ne bir sevgili ne de flört ettiği biri vardı. Benim de sevgilim yoktu. Fakat benim böyle bir isteğim zaten yoktu. Bu yüzden Nehiray'ın aksine, bu konuda dert ettiğim hiçbir şey bulunmuyordu. Nehiray, Aydeniz'in lafına sinirlenerek yanındaki yastığı kaptığı gibi kafasına fırlattı. “Al sana!” Yastık Aydeniz'e ulaşamadan havada bir el tarafından yakalandı. Barlas. İyi refleksleri sayesinde yastığı tek hamlede yakalamış, Barlas, elindeki yastığı yanına bırakıp Nehiraya sinirle…