3.bölüm
Yazar: karaca

Nasılsınız, iyi misiniz? Umarım beğenirsinizbu bölümü yorumlarda fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim iyi okumalar.🩷❄️ Alenya Miranova İznikan’ın çağrısı üzerine hızla hazırlanmıştım. Üzerime beyaz tişörtümü ve bol paça, düşük bel siyah eşofmanımı geçirip evden çıktım. Saçlarımı fazla uğraşmadan toplamış, güneş gözlüklerimi de yanıma almıştım. Normalde bir adamın tek bir sözüyle asla hareket etmezdim. Hele ki daha dün tanıştığım birinin. Ama İznikan diğerleri gibi değildi. Adamın gözlerinde, söylediği şeyleri gerçekten yapabileceğini belli eden rahatsız edici bir kararlılık vardı. Cidden evimi basıp ortalığı birbirine katabilecek birine benziyordu. Dün tanışmış olmamıza rağmen, bunu yapabilecek kadar gözü kara olduğunu düşünüyordum. Ona karşı tam anlamıyla emin değildim. Ve nedense hiçbir zaman emin olabilecekmişim gibi de hissetmiyordum. Kafeye yaklaştığımda çevreyi süzdüm. Etraf beklediğimden çok daha kalabalıktı. İnsanların konuşmaları, kahkahaları ve araçların uzaktan gelen sesleri birbirine karışıyordu. “İnşallah İznikan azıcık zekâsını kullanıp içeride bekliyordur.” İçimden geçirdiğim cümleyle birlikte dudaklarımın kenarı kıvrıldı. Aksi takdirde onu bu kalabalığın içinde bulmam oldukça zordu. Arabamı kafenin önündeki park alanına bırakıp indim. Kapıyı kapattıktan sonra bir an durup etrafı süzdüm. Güneş gözlüklerimi çıkardım ve kafenin camlarına doğru baktım. Sonra yüzümde alaycı bir gülümseme belirdi. İznikan içerideydi. Bunu anlamam için onu görmeme bile gerek yoktu. Kafenin girişinde ve çevresinde bekleyen koruma ordusu yeterliydi. “Egoist herif…” Gücünü göstermek için kendini rezil etmekten bile çekinmiyordu. Derin bir nefes alıp içeri girdim. Kafenin içindeki uğultu birkaç saniyeliğine üzerime çöktü. Gözlerim kalabalığın arasında dolaşırken köşedeki masa dikkatimi çekti. İznikan. Tek başına oturmuş, telefonuyla ilgileniyordu. Üzerinde siyah yakalı bir tişört, altında siyah kumaş pantolon vardı. Saçları geriye doğru taranmış, yüzündeki o kendinden emin ifade her zamanki yerini almıştı. Sanki buradaki herkes onun için yalnızca dekormuş gibi rahattı. Yavaş adımlarla masasına doğru ilerledim. Tam o sırada başını kaldırdı. Sanki geldiğimi önceden hissetmiş gibi, telefonunu masaya bırakarak gözlerini üzerime çevirdi. Bakışları üzerimde birkaç saniye gezindi. Ardından dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Ooo… Mironova gelmiş.” Ben de karşılık olarak alaycı bir gülümseme takındım. “Nasıl oldu da karşılaştık?” Sesime sahte bir şaşkınlık yerleştirmiştim. İkimiz de bunun bir oyun olduğunu biliyorduk. İkimiz de sahtelikle şaşırıyorduk. Gerçi gerçekten beklenmedik bir durumdu. Benim buraya gelmem bile başlı başına zordu. Ters bir karakterim vardı ve bunu inkâr edecek kadar saf değildim. Birinin çağrısıyla koşa koşa gelecek biri değildim. Ama İznikan’ın karşısında oturuyordum. Sandalyeyi çekip karşısına geçtim. Rahat görünmeye çalışarak sırtımı sandalyeye yasladım. Birkaç dakika boyunca hiçbirimiz konuşmadık. Sadece birbirimize baktık. Kafenin gürültüsü etrafımızda devam ederken aramızdaki sessizlik, sanki bütün sesleri bastırıyordu. Sonunda kaşlarımı çattım. “İznikan, konuşsana. Bakışmaya mı çağırdın beni?” “Sesini alçalt.” Sesi öyle sertti ki, cümleyi neredeyse tıslayarak söylemişti. İznikan’ı gördüğüm bu iki günde yalnızca bir şeyi anlamıştım. Baskın karakterlerden hoşlanmıyordu. Ben ona uysal yaklaşsam belki tatmin olacak, belki de bana bu kadar ters davranmayacaktı. Ama ben ona diklendikçe… O da daha fazla ters tepiyordu. Bozuntuya vermedim. Derin bir nefes alıp sesimi sakinleştirdim. “Neden çağırdın?” Bu kez daha kontrollü sormuştum. İznikan hiç düşünmeden konuya girdi. “Radan ile ne gibi bir yakınlığın var?” Bir saniyeliğine donup kaldım. Radan. İznikan, Radan’ı nereden tanıyordu? Kaşlarım çatıldı. “Sana ne? Ve sen nereden tanıyorsun Radan’ı?” Masaya doğru biraz eğildim. İznikan da aynı anda bana doğru yaklaştı. Aramızdaki mesafe bir anda kısaldı. İkimiz de dirseklerimizi masaya yaslamış, yüzlerimizi birbirimize yaklaş…