2. Bölüm- Ay tozu
Yazar: karaca

“Kimsin lan sen?!” diye bağırmıştım. “Senin ecelin olacak adamım. Seni yok edecek olan, nefesini kesecek adamım. O inatçı başını önümde eğdirecek tek kişiyim. Ben kim miyim, Alenya Mironova? Senin göğsüne saplanacak kurşunu atan elin sahibiyim.” Sözleriyle yutkunmuştum. Kaşlarım çatılmıştı. Her kelimesi sanki bir kurşun gibi üzerime saplanıyordu. “Kimsin sen?” Sadece bunu diyebilmiştim. Hipnoz olmuş gibiydim. Konuşmak istiyordum ama konuşamıyordum. Bu, apaçık söylenmiş bir ölüm tehdidiydi. Çok düşmanım vardı ama hiçbiri beni bu kadar açık bir şekilde tehdit etmeye cesaret edemezdi. Ama bu adam... Sanki beni öldürdüğü an ilk nefesini alacakmış gibiydi. O sözleri söylerken gözlerindeki ateş, kin ve nefret; hayatım boyunca karşılaştığım hiçbir duyguya benzemiyordu. Daha önce bu duyguları ayrı ayrı çok kez görmüştüm ama üçünü bir arada ilk kez hissediyordum. “Merhaba, Alenya Mironova. Ben İznikan. Sadece İznikan.” İz ve kanın birleşiminden oluşan adı ve bir çift ölüm saçan siyah gözü, onu tanımak için fazlasıyla yeterliydi. “Merhaba, İznikan. Beni zaten tanıyorsun. Ama ben kendimi sadece 'Alenya' diyerek adımı küçültmeyi sevmem.” “Sevdim, Alenya. Küçük bir kız çocuğu değilmişsin.” demişti sesindeki alay ve küçümsemeyle. Ben zaten hiçbir zaman küçük, güçsüz bir kız çocuğu olmamıştım. “Keşke ben de senin gibi alay edebilecek kadar seni sevdiğimi söyleyebilseydim. Ama gördüğüm tek şey; olmayan erkek egosuyla bir kadını alt edebileceğine inanan, küçük beyinli bir kas torbası. Ailesinin bıraktığı güç ve para olmasa hiçbir etkisi kalmayacak bir adam.” Sözlerim ona dokunmuş olmalıydı. Kaşlarını çatıp bana iyice yaklaştı. Elleri iki yanında yumruk olmuştu. Bir şey söyleyecek gibi oldu ama sustu. “Bana en çok neyin zevk vereceğini biliyor musun, Alenya? Şu sivri dilini köreltmek... Gözümde etkisiz elemansın. Sen, sıfırsın.” Küstahça gülmüştüm. “Herkesin doğru sandığı bir yanlış vardır. Sıfır etkisiz değildir. Bir yedinin içinde de sıfır vardır. Yediye ulaşabilmek için önce sıfır olmak gerekir, İznikan.” “Eğer o sıfır olmasa yedi de olmazdı.” “İznikan...” demiştim, isminin üstüne basa basa. “Doğru, Alenya. Ama ben çoktan yediye ulaştım. Sen hâlâ o sıfıra aitsin. Söylesene... Bana nasıl direneceksin?” Geri çekilirken göz kırpmıştım. “Orası bana kalsın, İznikan.” “Peki. Sana kalsın, Mironova.” İkimiz de aynı anda kapıya yöneldik. Bana bıyık altından gülümsedi. Acaba şizofren miydi, yoksa psikopat mıydı bu herif? “Hastasın sen.” demiştim akşam karanlığında onunla aynı eve doğru yürürken. “Sen de pek normal görünmüyorsun, Mironova.” Yüzümü buruşturdum. Taşlı yolda ayağım bir taşa takıldı. Tökezledim. Düşeceğimi sanmıştım ama kolumu sert ve iri bir el yakaladı. İznikan, hiç istifini bozmadan beni tutmuştu. Düşmediğimi anlayınca elini çekti ve sanki pis bir şeye dokunmuş gibi ceketine sildi. “Teşekkür edeceğim ama şu an kolumu kesesim geldi.” dediğimde tok bir kahkaha attı. “Bunu diyen sen misin? Senin gibi çirkin bir şeye dokundum. Sence kolunu kim kesmeli? Tipine baksana, Alenya. Bebek sarısı saçlar, anlamsız yeşil gözler, bembeyaz ten, tombul yanaklar... Ve en kötüsü de şu ağzındaki metaller.” Benimle alay ederek bana doğru eğildi. “Sevgilinle öpüşürken zor olmuyor mu? Ya da seninle öpüşmek isteyen bir adam var mı gerçekten? Merak ettim.” Şaşkınlıkla yüzüne baktım. Kendi aklınca beni aşağılayıp utandırmaya çalışıyordu. Evet, utanmıştım ama bunu ona belli etmeyecektim. “Sen merak etme. Benim sevgilim diş tellerimi de sever. Senin anlayamayacağın şeyler bunlar. Bilir misin aşk ne demek? Sevmek? Öyle kavramlarla pek aran yok gibi. Zaten olsaydı böyle iğrenç sözler söyleme gereği duymazdın. Sevgi, içindeki kötülüğü bile doyururdu.” Kaşları çatıldı. “Seni bayağı doyurmuşlar galiba.” dedi dişlerinin arasından. “Fazlasıyla.” dedim yürümeye devam ederken. “Biliyor musun? İçimden birileri seni kaçırıp soğuk, karanlık bir depoya zincirlesin istiyorum. Sonra da beni doyurmanı... Sence nasıl fikir?” Sinirle ona döndüğümde sert, duvar gibi göğsüne çarpmış…