1.bölüm- İyi ki varsın Alenya
Yazar: karaca

Alenya Miranova Gerçekler… Saklı, soğuk ve yalnız bırakırdı. İnsanlar hep yalan söyleyeni suçlardı. Peki, hiç düşünmüşler miydi yalan söylemeye neden başvurduklarını? Yalan söyleyene "yalancı" denirdi; peki, bu yalana inana ne denirdi? İstanbul’un sıcak yaz akşamında biraz serinlemek ve düşünmek için LED ışıklar ve çiçeklerle süslü terasıma gitmiştim. Dışarıya dönük salıncağıma oturup elimdeki soğuk kahvemle Ay'ı izliyordum. Bugün yaşadıklarım fazlasıyla ağırdı; nedensizce ağır gelmişti. Ya da Radan denen herif yüzünden sinirlerim bozulmuştu. Telefonumu şortumun cebinden çıkarıp kahvemi yere bıraktım. Rahatça salıncağa kurulup WhatsApp'a girdim. Canım sıkıldığı için kız grubuna mesaj atmıştım. Bakmadığım kırk dokuz mesaj vardı grupta. Ben: "Nasılsınız kızlar?" Sadece bir saniye içinde ikisi de çevrim içi olmuştu. Aydeniz: "Bok gibiyim, sen nasılsın Alenya?" Hafif bir tebessümle gülmüştüm. Çünkü hep aynıydı Aydeniz. Hiç memnun olmaz, biraz ağır abla triplerinde gezerdi. Benden önce davranıp Nehiray cevaplamıştı. Nehiray: "Kusura bakma Aydeniz, neden diye sormayacağım. Hiçbir şeye mutlu olmadığın için." Nehiray'ın dediğine el açan emojisi atmıştım. Haklı bulduğum için. Şu an Aydeniz'in bize küfür ettiğini tahmin etmek zor değildi. Aydeniz: "Bu saatten sonra sorsanız da anlatmam." Nehiray: "Sormadık zaten." Aydeniz: "Tamam, anlatamıyorum. Israr etmeyin." Gülmüştüm. Aydeniz komik bir kızdı; sertti ve bir o kadar da tripliydi. Nehiray: "Ya manyak mısın? Israr eden yok zaten." Dayanamayıp, Ben: "Söyle hadi, dinleme Nehiray'ı." yazmıştım. Kıyamazdım arkadaşlarıma. Şu anda Aydeniz'in nazlanma saati gelmişti. Birbirimizle ne kadar uğraşsak da asla ciddi olmazdık. Biz kardeş gibiydik; küsmez, darılmaz ya da alınmazdık. Aydeniz: "İyi ki varsın Alenya." Tek bir cümle nasıl bir anda tüm yelkenlerimi suya indirebiliyordu? Koskoca bir günün tüm yükü gitmiş gibiydi. İyi ki varsın Alenya. Yüzümde bir gülümseme belirmişti. Ekrana öylece dakikalarca bakmıştım. Ben: "Sen de iyi ki varsın." Sadece bunu yazmıştım. Rüzgâr eserken hafifçe geriye yaslanmıştım. Nehiray: "Seni kırdım kardeşim, hakkını helal et." Tüm duygusal anımı bozmuşlardı. Aydeniz: "Helal olsun kardeşim. Ben de seni kırdım, hakkını helal et." Nehiray: "Helal olsun kardeşim." Aydeniz: "Eyvallah. Sağlam kadınsın." Sesli bir şekilde kahkaha atmıştım. İki deli mükemmel anlaşıyordu. Başımı iki yana sallayıp tebessümle telefonumu kapattım. Yerden kahvemi alıp odama doğru ilerledim. Kapım bir anda baskın yapar gibi açılmıştı. Gözlerimi açarak gerilemiştim. İçeri giren, gözlüklü abimin oğlu Berkecan'dı. Daha ikinci sınıfa gitmesine rağmen deve gibi olan sevimsiz yeğenimdi. "Acil dil altı hapımı getir, yoksa bu ödev bitene kadar öleceğim." Büyümüş de küçülmüş hâllerine bakarken tek kaşımı kaldırmıştım. "Ödevden önce, erkek çocuğu, kapıyı çalmayı öğren. Yoksa o dilini keserim." Bana kınarcasına bakmış, sonra dilini damağına vurarak cıklamıştı. "Bir hala tek yeğenine nasıl böyle konuşur? Bak, kalbimde bir şey sızlıyor. Ney bu sızı diyorum, hatırladım ki halam bana bağırmıştı." "Boş yapma Berkecan. Tek yeğenim değilsin. Annen yine hamile; anlayacağın, birdin iki oluyorsun." Bana sinirle bakmıştı. Kardeşi olmasını istemiyordu. O yüzden bunu hatırlayınca hırçınlaşıyordu. "Hadi, git odamdan. Ödevini bakıcına sor, ben hazırlamayacağım. Defol, Berke." Berke sinirle arkasına bakmadan odadan çıkmış, kapıyı ardından çarpmıştı. "Oraya gelirsem görürsün. Kırsaydın kapıyı!" İçeriden son sesiyle bağırmıştı. "Bir sonraki gelişimde yaparım!" El kadar çocuktu ama dili pabuç kadardı. Zaten babasını sevmezdim. Ama Berkecan'ı seviyordum; yeğenimdi. Yeğenim olmasa pek sevilecek bir çocuk değildi. Şu an kimseyi düşünemezdim. Hazırlanıp çiçeklerimle ilgilenecektim. Giyinme odama gitmiştim ama gördüğüm manzara beni sinir etmişti. Kıyafetlerim, çantalarım ve ayakkabılarım yerlerdeydi. Hazırlanırken biraz dağınık biriydim. Kıyafetlere basmamaya çalışarak dolabıma varmıştım. Askıdan bir kot şort almıştım. Şort, kalçam…