🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

Harun: Bir Sözün ve Bir Yaralı Ceylanın Peşinde Gönül isterdi ki bu yolculuk bambaşka bir iklimde başlasın. Ama babama verilmiş bir sözüm vardı; bir erkek için o sözü tutmak, namusu kadar mukaddesti. Kendimi kandıracak değildim: Eğer ben öne atılmasaydım, Zeynep’i hiç tanımadığı, belirsiz bir geleceğin kollarına savuracaklardı. Onu kapının eşiğinde ilk gördüğüm anı düşündüm... O alev gibi parıldayan kızıl saçları, yüzüne vuran güzelliği ve en çok da zümrüt yeşili gözleri beni derinden etkilemişti. Hani derler ya, kalbi güzel olanın yüzü aya benzermiş diye; bence çok doğruydu. Bana anlatılan hırçın, uyumsuz Zeynep yoktu karşımda. Evet, hırçınlığı bir zırh gibi kuşanmıştı belki ama benim gördüğüm, o zırhın ardında çırpınan kalbiydi. O kız, kendi evinin odalarında hapsolmuş bir tutsak gibiydi; amansızca uzanacak, onu o karanlıktan çekip çıkaracak bir yardım eli arıyordu. Herkes ona bakıyordu belki ama benim gördüğüm, ürkek ve yaralı bir ceylandı. Böylesine Sevecen, dinine, geleneklerine bağlı görünen bir ailenin ortasında nasıl bir yara almıştı ki bu kadar derin kanıyordu? Kusurlarını aramak yerine, üzerini örtmeyi seçtim. Her insan kusurluydu; asıl mesele, o kusuru sevgiyle örtebilme cesaretini gösterebilmekteydi. Oturma odasında çatık kızıl kaşlarıyla bana savurduğu tehditler geldi aklıma. Bir insan sinirliyken bile bu kadar sevimli, bu kadar savunmasız olabilir miydi? Onunla baş edebilmek için büyük bir sabır gerekecekti, orası kesindi. Ancak evlenmeyi kabul ettiğimi salonda dile getirdiğimde bana bir bakışı vardı ki... Gözlerindeki o katıksız nefret, doğrudan yüreğime saplandı. *Rabbimi çok seviyorum,* diye fısıldadım içimden. *Onun yarattığı bir kulu incitmekten ölesiye korkarım.* İkimizin de Zamana ihtiyacı vardı. Üzerindeki o dar elbisenin ve ayağını sıkan topuklu ayakkabıların içinde ne kadar rahatsız olduğu her halinden belliydi. Hanımefendi rolü oynamaya çalışıyordu ama nafile; dökülen her jestiyle kendini açık ediyordu. Kahve tepsisini taşırken ellerinin nasıl tir tir titrediğini görmüştüm. Ayağı halının kenarına takılıp yere çakıldığında, içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. Bir yeri yandı mı diye öylesine endişelendim ki... Hemen yanına koşup elimi uzattım. Ama tutmadı. Benden öylesine nefret ediyordu ki yardımımı bile reddetti. "Yandın mı?" diye sorduğumda, eğilip kulağıma öyle cümleler fısıldadı ki içim parça parça oldu. Belki de onu bu süreçte çok kırmış, çok zorlamıştım. Gözünden yaş akmıyordu belki ama biliyordum; o yeşil harelerin ardında, köşeye sıkışmış küçük bir kız çocuğu hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. *Neden böylesin Zeynep?* diye geçirdim zihnimden. *Neler yaşadın? Neden bu hırçınlığın, neden insanlara ördüğün bu aşılmaz duvarlar?* Sessizce odasına çekildi. Babam salonda onu istediğinde Zeynep odasındaydı. Artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiştik; aileler el sıkışmış, kader ağlarını örmüştü. Yüzüklerimiz takıldığında salondaki herkes gülüyordu ama Zeynep’in yüzü bir an bile aydınlanmadı. Kimse fark etmiyordu onun o sessiz çığlığını. Herkes sahte tebessümlerin peşindeydi. Oysa hayatımızda ilk kez böyle bir adıma şahitlik ediliyordu; ikimizin de mutlu olması gerekmez miydi? Gözlerine bakıp ruhunu okumaya çalıştıkça, o bana bakışlarıyla *"Senden nefret ediyorum"* diye bağırıyordu. Bundan sonra kaçış yoktu. Bayramın üçüncü günü aynı köyde, aynı çatı altında olacaktık. Numarasını istemiştim, vermek istememişti. Sonunda annesi araya girip numarasını cebime tutuşturmuştu. Artık benim sözlümdü; arada bir halini hatırını sormak, gönlünü almaya çalışmak boynumun borcuydu. Eve döndüğümüzde babamın yüzünde huzurlu bir tebessüm vardı. Annem ise beni koridorun köşesinde durdurup endişeyle sordu: "Oğlum, bana doğruyu söyle... Zeynep’in gönlü yok mu bu işte?" Annemin şüphelerini yatıştırmak için yalan söylemek zorunda kaldım: "Kahveleri döktüğü için kendini suçlu hissediyor anne, ondandır..." "Oğlum, gerçekten doğruyu söylüyorsun, değil mi?" "Anneciğim, yatsı vakti geldi," diyerek konuyu kapattım. "Bilirsin, vaktin…

Bölümün tamamını WritePad'de oku