🕊️ ZEYNEB-İHARUN 🕊️

62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı

Yazar:

🕊️ ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

Kendimi banyoya atıp kapıyı arkamdan kilitledim. Aynaya bakmama gerek yoktu; yanaklarımın alev alev yandığını, ruhumun utançtan kavrulduğunu hissedebiliyordum. Kıpkırmızı olmuştum. Uykunun en savunmasız anında bir adamı öpmek de neydi? Benden, kendi sakıncalı sınırlarımdan asla beklemeyeceğim bir çılgınlıktı bu. Üzerimdeki lacivert saten takıma, açıkta kalan bacaklarıma baktım. İçimden gırtlağıma kadar yükselen o yabancı hisle baş etmeye çalışarak, "Ben şimdi gerçekten Zeynep miyim?" diye geçirdim. Şakaklarımdan süzülen soğuk terleri temizlemek, zihnimi sakinleştirmek için musluğu açıp yüzüme defalarca su çarptım. Karnımdaki pansumanlı yara, attığım her hızlı nefeste ince ince sızlıyordu. Sakinleştiğimi hissettiğimde kapının pirinç koluna uzandım. Ancak kol boşa dönüyor, kilit bir türlü atmıyordu. "Allah Allah... Açılmıyor bu kapı!" Kendi kendime söylenip ahşabı hafifçe tırmaladım. "Ah Zeynep! Ne diye kilitlersin ki banyonun kapısını sanki içeride define var!" Çaresizce etrafa bakınırken, küçük havalandırma penceresinin hemen altındaki duvarda gözüm bir karartıya takıldı. Zihnimden aşağı buz gibi bir kaynar su döküldü sanki. Ahada şimdi ayvayı yemiştim! Taşların arasından süzülen, uzun, siyah-beyaz benekli bir yılandı bu. İnce gövdesi duvardaki çatlakta kıvrılarak aşağı doğru süzülüyordu. Panikle kapıyı yumruklamaya başladım. "Harun! İmdat! Yardım et çabuk!" Sesim korkudan çatlıyordu. Yılan, o soğuk ve ağır hareketleriyle bana doğru milim milim ilerliyordu. Pencereyi gece kim açık bırakmıştı ki? Harun’un hızlı ve telaşlı ayak sesleri koridorda yankılandı. Kapının diğer tarafından yumruğuyla ahşaba vurdu. "Zeynep! Ne oluyor? İyi misin, cevap ver?!" Korkudan nefesim kesilirken, kapıya sırtımı dayadım. "Şimdi iyiyim ama sen yine de bana bir mezar taşı bakmaya başla!" "Ne diyorsun Zeynep? Dalga mı geçiyorsun benimle?!" Sesi hem endişeli hem de şaşkındı. Ani bir hareket yapıp yılanı kışkırtmaktan ölesiye korkuyordum. Gözlerimi o benekli pul diziliminden ayıramadan fısıldadım: "Dalga senin okyanuslarında olur Harun! Kapı açılmıyor, kaldım burada! Yılan var içeride, birazdan kahvaltısını yani beni mideye indirecek!" "Zeynep, sakin ol tamam! Seni oradan çıkaracağım, çekil kapının önünden!" Harun kapının koluna var gücüyle asıldı, omzuyla yüklenince zaten eski olan kilit pes etti ve kapı bir anda aralandı. İçeri adım atar atmaz, yaşadığım o büyük dehşetle Harun’un boynuna atıldım. Kollarımı sıkıca boynuna dolarken göğsüne sığındım. "Kahramanım benim... Kurtardın beni!" Harun bir an bocalasa da ellerini sırtıma koydu. "Tamam, sakin ol Zeynep, geçti..." dedi yumuşak bir sesle. Ardından kafasını çevirip banyonun köşesine, yere doğru baktı. Bir anda göğsünün sarsıldığını, için için güldüğünü hissettim. "Zeynep... Korktuğun yılan bu mu?" Kaşlarımı çatarak kollarının arasından sıyrıldım. "Ne varmış? Yılan değil mi o?!" Harun kahkahasına hakim olamayarak eliyle yeri gösterdi. "Zeynep, yılan evet, doğru... Ama yavru bu! Parmak kadar, çok küçük!" "Asıl ufak tefek olanlardan korkacaksın!" diye üsteledim hırsla. "Ya zehirliyse? Ya beni sokarsa?!" Yüzündeki o muzip gülümsemeyle bana baktı. "Ben de seni cesur bilirdim Zeynep..." Eğildi, hiç çekinmeden yılanı başının hemen arkasından yakaladı. Yılan elinde çırpınırken ben geriye doğru sıçradım. "Ay! Yılanı eline nasıl alırsın Harun?!" Yanından geçip dış kapıya doğru yürüdü. Ahşap kapıyı açıp bahçeye çıktı ve elindeki sürügeni çalılıkların olduğu derinliğe doğru fırlattı. Arkasından kapının eşiğine dikilip bağırdım: "Harun sen ne yaptın?! Ya annesini, sülalesini toplayıp geri gelirse?!" Harun içeri girerken gülüyordu. "Gelirlerse misafir edersin sen... Ben gideceğim birazdan." Lavaboya geçip ellerini sabunla iyice yıkadı. "Gideceğim" kelimesi zihnime bir kurşun gibi saplanmıştı. Sitemle arkasından yürüdüm. "Harun... 'Gideceğim' ne demek, söyler misin bana?" Musluğu kapatıp havluyla ellerini kuruladı. Yüzü yine o katı, erişilmez hâlini almıştı. "Dedenler yoldalarmış, iki saate burada olurlar. Artık k…

Bölümün tamamını WritePad'de oku