🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

İçeri girdiğimizde Harun ahşap kapıyı arkamızdan sürgüleyip kilitledi. Duvardaki eski şartelleri yukarı kaldırarak evi cılız, sarı bir ışıkla aydınlattı. Yüzünde gizleyemediği bir tebessümle bıyık altından bana bakıyordu. Kaşlarımı çatarak, "Ne gülüyorsun Harun?" dedim. "Adama ayı dedin Zeynep," dedi dayanamayıp gülüşünü serbest bırakarak. "Hah! Çok komik Harun! Senin yüzünden... Başta adamı ayı sanan sensin bir kere!" "Karanlıktı Zeynep, ne yapayım? Eğilmiş bir şeyler arayınca zifiri karanlıkta tam ayıya benzettim." Bu savunmasız hallerine dayanamayıp bu sefer kahkahayı basan ben oldum. Gece boyu göğsüme çöken o ağır taş, bir anlığına hafifler gibi oldu. Harun elindeki poşetleri mutfağa götürüp tezgahın üzerine bıraktı. Ardından salona, yanıma geldi. Bakışlarında bir doktorun titizliği ve bir adamın korumacı kaygısı vardı. "Hadi Zeynep, ayakta kalmaman gerekiyor senin. Dikişlerin daha çok taze. Salonda koltuğa uzan, sana yiyecek bir şeyler getireyim." Sert görünmeye çalışarak kaşlarımı çattım. "Ben aç değilim. Namaz kılıp yatacağım." "Zeynep, ağır ilaçlar alman gerekiyor. Bu yüzden o mideye bir şeyler girecek. Buraya sözümden döndüğüm için gelmedim, hâlâ dediklerimin arkasındayım. Ama şu anda seni yalnız bırakamam. Beni şimdilik sadece doktorun olarak düşünebilirsin." İçimden, Böyle yakışıklı doktora can kurban... diye geçirdim yanaklarım ısınarak. Dışımdan ise sadece hafifçe kabullenerek, "İyi, tamam..." diyebildim. Salona geçtim. Harun getirdiği küçük valizimi koltuğun kenarına bıraktı ve mutfağa yöneldi. O mutfakta tencerelerle uğraşırken ben de pijama bulmak umuduyla valizi açtım. Ancak içindekileri görünce gözlerim yuvalarından fırladı. Yuh ama ya! Bunu gıcıklığına mı yapmışlardı? Pijama yerine valize sıra sıra saten gecelikler doldurmuşlardı. Saten kumaşı hiç sevmezdim, cildime kayıp dururdu. En iyisi üzerimdeki mavi elbiseyle durmaktı. Abdestimi alıp koltuğa oturarak yatsı namazını eda ettim. Ardından Harun’un tembihlediği gibi çekyata uzandım. Cebimden telefonumu çıkardım; Elif’i aramayı unutmuştum ama saat gece yarısı ikiye geliyordu, uyuyor olmalıydı. Yusuf abime ulaştığımı belirten kısa bir mesaj attım. Televizyonu açtığımda kanalların birinde Hayat Şarkısı dizisinin tekrarı vardı, dalgın gözlerle onu izlemeye başladım. Biraz sonra Harun elinde bir tepsi ve dumanı tüten bir kase çorbayla içeri girdi. Koltukta hafifçe doğrulup oturdum. Tepsiyi önümdeki sehpaya bıraktı. Tepsiye bakıp, "Ne? Sadece çorba mı?" dedim çocuksu bir sitemle. Kaşlarını hafifçe çattı. "Zeynep, hastasın ve ağır antibiyotikler alacaksın. Mideni yormamak için çorba içmek daha iyi. Yanında iki dilim de ekmek var işte." "Peki... Sen yedirmeyecek misin?" dedim gözlerinin içine bakarak. Harun’un bakışları anında soğudu. "Zeynep, ben de gidip mutfakta yiyeceğim şimdi. Çorbana bolca limon da sıktım, güzelce ye. Sağ elin sağlam nasıl olsa." Sesi kırgın ve kızgındı. Bana karşı hâlâ mesafe koymaya çalışıyordu. Yine de tepsiden yükselen şehriye çorbasının kokusu öyle güzeldi ki... "Tamam, eline sağlık," dedim. Çorba çok sıcaktı. Sabırsız davranıp üflemeden kaşığı ağzıma götürdüm. "Ah! Dilim yandı!" diye sızlandım kaşığı tepsiye bırakarak. Harun anında panikleyerek tepsideki su bardağını bana uzattı. "Dikkat etsene Zeynep! Öyle pat diye içilir mi dumanı tüten çorba?" "Ne bileyim ya! Çok sıcakmış işte... Senin yüzünden, insan bir 'sıcak' der!" Harun derin bir "Ya sabır..." çekti. "Zeynep, dumanı üstünde tüten, daha yeni yapılmış çorba ne kadar soğuk olabilir Allah aşkına?" "İyi tamam ya... Git sen, ye mutfakta." "Hayır, ver bana şu kaşığı. Şimdi kendini tamamen yakacaksın, başımıza iş almayalım," diyerek kaşığı elimden aldı. Gülümsedim. "Tamam... Ama bir sen içeceksin, bir ben." Harun duraksadı. "Niye benim içmemi istiyorsun Zeynep?" Gözlerinin içine bakarak fısıldadım: "Ağzının tadı bana daha lezzetli geliyor..." Ne diyorum ben ya?! diye geçirdim içimden, yanaklarım alev alev yanarken. Harun kaseden bir kaşık aldı, özenle üfledi ve ağzıma doğru uzattı. Çor…

Bölümün tamamını WritePad'de oku