56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası
Yazar: Hanife

Kapıyı yavaşça açıp odaya adımımı attım. Pencerelere çekilen kalın perdeler yüzünden içerisi zifiri karanlıktı; göz gözü görmüyordu. El yordamıyla yatağa doğru ilerledim. Sol kolum alçıda olduğu için bir hayli zorlansam da kendimi yatağın kenarına bırakmayı başardım. Derin bir nefes alıp yanımda uyuyan karaltıya doğru fısıldadım: "Okyanus’um... Ben geldim yine, yanında yüzmeye geldim. Kabus gördüm, çok ihtiyacım var sana. Valla bu sefer uslu duracağım, kalçana dokunmayacağım. Uyuyorsun tabii, saat gecenin üçüne geliyor... Harun, bir şey desene?" Hiç ses çıkmayınca karanlıkta elimi saçlarına uzattım. Tel tel saçları parmaklarımın arasında gezdirirken kaşlarım çatıldı. "Harun... Sen kilo mu aldın, ayı gibi olmuşsun, elime bayağı iri geliyorsun?" Ardından parmaklarıma yumuşacık, upuzun saçlar takıldı. Dudaklarımı büzüp şaşkınlıkla mırıldandım: "Harun, senin saçların neden bu kadar uzun?" Tam o anda komidinin üzerindeki gece lambası çıt diye yandı. Sarı ışık odayı aydınlattığında yatakta yatan kişinin Harun değil, Züleyha abla olduğunu gördüm. Ağzımdan panik dolu bir çığlık koptu: "AAAA!.." Züleyha abla çevik bir hareketle elini hemen ağzıma kapattı. "Kız sus! Annemi babamı buraya toplayacaksın!" "Abla... Abla sen miydin?!" derken sesim boğuk çıkmıştı. O sırada kapı hızla açıldı. Harun, kucağında uyku mahmuru Zehra ile eşikte belirdi. Gözleri endişeyle açılmıştı. "Ne oluyor abla? Zeynep, sen niye bağırıyorsun?" Utançtan anında pancar gibi kıpkırmızı oldum. Zehra kucağında esneyip gözlerini ovuşturdu, sonra annesine bakarak felaket cümleyi kurdu: "Anne... Yoksa sen de mi ay başı oldun?" Züleyha abla gözlerini büyüttü. "Tövbe kızım! Ben sana ne dedim?!" Yerin dibine geçmek istiyordum. Kan yine yüzüme hücum etmiş, alev alev yanıyordum. Bu kızın yanında kesinlikle tek bir kelime bile konuşmamak lazımdı! Harun ortamdaki bu garip havayı dağıtmak için hemen araya girdi: "Abla, Zehra tuvalete gidecekmiş." Ben daha fazla duramayıp "Ben gidiyorum!" der gibi hızla odadan çıktım. Arkamdan Züleyha ablanın kıkır kıkır güldüğünü duyabiliyordum. Harun’un kısık sesle sorduğu soru koridorda çınladı: "Abla ne oldu? Zeynep’in burada ne işi var?" Züleyha abla gülerek cevap verdi: "Odaları karıştırmış senin ki! Kabus görmüş... Daha önce ne yaptınız da 'Bu sefer uslu duracağım' dedi bana?" Harun’un sesi panikle kısıldı: "Abla! Bir şey olmadı... Neyse, iyi geceler, sen Zehra’ya bak!" Harun’un da odadan kaçar gibi uzaklaştığını duydum. Odaya girip kapıyı kapattım. Yanaklarım alev almıştı, utançtan odanın içinde volta atmaya başladım. Çok geçmeden kapı tıklatıldı. "Zeynep... Müsait misin, girebilir miyim?" "Hayır, değilim! Girme!" diye bağırdım. Tabi beni dinleyen kimdi? Kapıyı açıp içeri girdi. Yüzünde muzip, tutamadığı kocaman bir tebessüm vardı. "Gülmek için mi geldin buraya Harun?! Çık dışarı!" dedim, kollarımı bağlayıp arkamı dönerek. Harun adımlarını bana doğru attı. "Benim yanıma gelmek için ablamın odasına mı girdin sen?" "Hayır!" diye savundum kendimi. "Uyku sersemi girmişim, ne var bunda?! Ayrıca sağ olasın, Zehra’nın diline de maskara ettin beni! Herkese 'Zeynep ablam şey olmuş' deyip duruyor!" Harun bıyık altından güldü. "Suç bende mi Zeynep? Sana anlatmaya çalıştım, anlamadın. Ayrıca kabus görmüşsün, ablama öyle demişsin..." "Evet, bütün suç sende! Git Zehra ile uyu sen, git!" Harun gözlerini üzerime dikip sordu: "Çileğim... Zehra’yı kıskanmış olamazsın değil mi?" "Hayır! Kıskanmadım!" dedim omuz silkerek. "Hadi git kendi yatağına, ben uyuyacağım. Seninle uyumak gibi bir niyetim yok." Harun’un gülüşü daha da derinleşti. "Ablama ne dedin de 'Zeynep niyeti bozmuş' dedi peki?" Yine alev alev yandım. "Ne diyeceğim! Gölyazı’da şeyine... Yani kalçana dokunmuştum ya off! İşte uslu olacağımı söylemiştim!" Harun bir an duraksadı. Hızlı iki adımla aramızdaki mesafeyi kapattı, yüzü yüzüme o kadar yaklaştı ki sıcak nefesini cildimde hissettim. Okyanus mavisi gözleri kararırken fısıldadı: "Bence de yatağıma girmediğin iyi olmuş... Çünkü ben de nefis taşıy…