🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

"Hey Zeynep, kendine gel!" diye fısıldadım kendi iç sesimin sert yankısına tutunarak. Yıllar ne çabuk geçmiş, ne çok şey değiştirmişti... Karşımda duran adamı tanıyamıyordum bile. Ama bunun hiçbir önemi yoktu; ben bu evliliği istemiyordum, hepsi bu kadar. Birazdan onunla baş başa kalacak, gardını düşürecek ve onu bu sevdadan pes ettirecektim. Kararım kesindi. Zihnimin labirentlerinde kendimle amansız bir mücadeleye girişmişken, derinlerden gelen bir ses beni daldığım kuyudan çekip çıkardı: "Zeynep... Zeynep..." Sanki soğuk bir su dökülmüşçesine irkilip gerçek dünyaya döndüm. Harun hemen yanı başımda durmuş, meraklı gözlerle bana bakıyordu. "Zeynep, burada böyle bekleyecek miyiz?" Yüzüme anında profesyonel bir nezaket maskesi geçirdim. Kibarlık oyunumu sonuna kadar sürdürmeye kararlıydım. Dudaklarıma sahte ama tatlı bir gülümseme yerleştirip hafifçe kenara çekildim. "Çok pardon, tabii... Buyurun salona geçin beyefendi." Harun önümden salona doğru adım atarken, dudaklarının kenarında hınzır bir kıvrılma belirdi. "Beyefendi" hitabım onu belli ki epey eğlendirmişti. Tam o sırada genzimi yakan amansız bir kaşıntı belirdi. "Ha... Hapşu!" Kucağımda, görkemli görünmeye çalışan ama canımı sıkan kocaman bir gül buketi vardı. Çiçekleri seviyor muydum? Kesinlikle hayır. Burnum amansızca kaşınmaya devam ederken, daha fazla dayanamayıp elimdeki çiçek buketiyle çikolata kutusunu bulduğum ilk sehpanın üzerine alelacele bıraktım. Ah, şu kapıdan giren her şeyi ve herkesi bugün geri gönderebilsem ne mutlu olacaktı bana! Kendi kendime söylenmeden edemedim: *Ah, şu sınava girmeyen kafama tüküreyim! Kendimi düşürdüğüm şu duruma bak...* Sonra bir an duraksadım. Acaba gözlüğümün derecesi mi bozulmuştu? Az önce salona yürüyen kişi gerçekten o çocukluğumun Harun'u muydu, yoksa araya estetik cerrahisi falan mı girmişti? Bu değişim akıl kârı değildi. Mutfaktan annemin otoriter ve telaşlı sesi yükseldi: "Kızım neredesin? Misafirlerimize ikramlık bir şeyler hazırla bakayım!" Zihnimden anında isyan bayrakları çekildi: *Of, size de yüz verdik, astarını istiyorsunuz! Hizmetçi miyim ben burada?* Fakat dışarıya verdiğim ses son derece itaatkârdı: "Tamam anne, geliyorum!" Salona adımladığımda Harun, annesi ve babasının yanında vakur bir tavırla oturuyordu. Annem bir yandan heyecanla masayı donatıyor, Harun’un annesi Meryem Teyze ise keskin gözleriyle beni tepeden tırnağa süzüyordu. Sanki geline değil de, pazardan meyve seçer gibi bakıyordu bana. Çıldırmamak için kendimi zor tutuyordum. Mutfaktan salona taşırken ellerimdeki tabaklar tir tir titriyordu; birini bile düşürmemek için büyük bir irade savaşı veriyordum. Neyse ki kazasız belasız masaya yerleştirmeyi başardım. Sırtımdaki dar elbisenin içinde nefes almak bile bir lükstü, hele o ayaklarımı vuran topuklu ayakkabılar... Bence insanoğlunun kendine icat ettiği en manasız işkence yöntemiydi. Normal ayakkabılar dururken neden insanlar kendilerine böyle zulmederdi ki? "İsyan ediyorum!" diye bağırmama ramak kalmıştı. Olmuyordu işte, zorlamanın âlemi yoktu; ben o süslü, kibar hanımefendi olamıyorum. Masa nihayet hazırlanmıştı ama annemin istekleri bitecek gibi değildi. "Kızım, cam sürahiyi de al gel bakayım." "Getiriyorum anne..." Herkes ağır ağır masaya kurulurken Meryem Teyze’nin anneme doğru fısıldadığı gururlu sesi işittim: "Maşallah, kızımız hiç de söyledikleri gibi değilmiş, pek hanımhanımcıkmış. Valla çok sevdim Zeynep kızımı." İçimdeki ses anında yanıtı yapıştırdı: *Sevme ya, sanki sen sev diye yaptım!* Hem annemdeki bu cam sürahi sevdası da neydi? Plastik sürahi olunca suyun tadı mı kaçıyordu? İlla misafir geldi diye o çeyizlik, ağır kristaller ortaya dökülecekti. Buz gibi suyla doldurduğum ağır cam sürahiyi mutfaktan çıkarıp salona doğru adımladım. Tam masaya yaklaşmışken, topukluların azizliğine uğradım; ayağım burkuldu ve dengemi kaybettim. Sürahi elimden kayıp boşluğa doğru süzülürken zaman yavaşladı sanki. O salise içinde Harun bir şimşek gibi öne atılıp güçlü koluyla beni yakaladı. Fakat refleksle e…

Bölümün tamamını WritePad'de oku