55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgele
Yazar: Hanife

Söylediğim son cümlenin ağırlığı koridordaki sessizlikte yankılanırken, Harun gözlerini kocaman açıp şaşkınlıkla yüzüme baktı. Bakışlarındaki o fırtınalı deniz, yerini meraklı ve endişeli bir durgunluğa bırakmıştı. "Harun..." dedim fısıltıyla, sesimdeki titremeyi gizleyemeyerek. "Bu gece yanında kalabilir miyim?" "Yanımda derken?" dedi kaşlarını hafifçe çatıp gözlerini üzerime dikerek. "Yani... Beni size götürür müsün? Bu gece bu evden uzaklaşmazsam sinirlerime hakim olamayacağım, patlayacağım." Harun’un yüzündeki sert ifade anında yumuşadı; bakışlarına şefkat dolu bir sıcaklık yayıldı. "Orası senin de evin Zeynep. Sormana bile gerek yok." "Çok teşekkür ederim," dedim, üzerimdeki tonlarca yükün biraz olsun hafiflediğini hissederek. Tam o sırada kapının yanından beliren Elif yanıma koştu. Gözleri dolmuş, dudaklarını bükmüştü. "Abla... Ne olur üzülme. Ben seni çok seviyorum, evi tamamen terk mi edeceksin?" "Hayır, sadece bir günlüğüne kardeşim," dedim saçlarını hafifçe okşayarak. "Bana odamdan çantamı getirir misin? Bir de giyecek pijama, elbise... Bir şeyler koy işte." Elif’in gözleri bir anda muzipçe parıldadı. Sesini alçaltıp sinsice fısıldadı: "Şey abla... İstersen nişanda gelen şu beyaz dantelli geceliği koyayım mı, ister misin?" Yüzüm anında alev aldı, kan yine kulaklarıma kadar hücum etti. Harun tam kapıya doğru yönelmişken bu sözleri duyunca duraksar gibi oldu. "Sen kafayı mı üşüttün gerizekalı?!" diye bağırdım kısık ama hırçın bir sesle. "Ben Harun’un... Yani ben oraya misafir olarak gidiyorum! Aklına neler geliyor senin bu yaşta, tövbe tövbe!" Elif omuz silkti. "Abla Harun abiyle siz evlisiniz, ne var ki? Orada da mı ayrı odalarda kalacaksınız sanki?" "Bak zaten sinirlerim tepemde! Elif, küfür etmeyeyim, günaha girmeyeyim diyorum ama sabrımı zorluyorsun! Hiçbir şey getirme bana, istemiyorum!" dedim hışımla. Telefonum cebimdeydi, bu bana yeterdi. Hemen kapıyı açtım ve dışarıya adım attım. "Hadi Harun, gidelim," diyerek elini tuttum. Harun adımlarını durdurup bakışlarını aşağıya, bacağıma kaydırdı. Kaşları çatıldı. "Zeynep... Dizini kesmişsin. Niye böyle kendine zarar veriyorsun?" Gözlerimi bacağıma çevirdim; alçılı kolumla vitrine vururken kırılan seramikler bacağımı çizmişti. "Küçük bir kesik... İnan hiç acımıyor." "Tamam, eve gidince ben sana pansuman yaparım," dedi Harun, kolumdan hafifçe tutarak. "Ama seni dışarı böyle çıkaramam." "Ya nedenmiş Harun? Ne var halimde?" deyip üzerime baktığımda acı gerçekle yüzleştim. Üzerimde hâlâ ev pijamalarım vardı. Aa, benim üzerimde pijamalar varmış! Elif ondan öyle konuşuyordu demek ki... Off ya! "Gidip üzerime gecelik giyeyim bari." Harun’un kaşları hafifçe havalandı. "Gecelik mi?" "Ya off, hayır! Elbise giyeceğim, bekle!" dedim. İyice kafamı karıştırmış, beni şaşırtmayı başarmışlardı. Hızla merdivenleri tırmanıp odama çıktım. Aceleyle üzerimdeki pijamaları çıkarıp krem rengi, dökümlü elbisemi giydim. Çantamı alıp şarj aletimi içine attım, çıkardığım pijamaları da küçük bir torbaya tıkıştırıp aşağı indim. Ayağıma ayakkabılarımı giyerken babam salonun kapısından çıkıp arkamdan seslendi. "Kızım... Nereye gidiyorsun?" "Bu gece evde kalmayacağım baba," dedim başımı bile tam çevirmeden. "Harunlara gidiyorum." Babamın yüzü endişeyle gölgelendi. "Olur mu öyle şey kızım? Harun’a kaçmış gibi..." "Baba," dedim dönüp gözlerinin içine bakarak. "Birincisi Harun benim nişanlım, ikincisi de dini nikahlı kocam. Kaçsam ne fark eder ki? Hem Harun tek başına yaşamıyor, ailesiyle oturuyor. Geri döneceğim baba." İçimden de ince bir sitem geçmeden edemedi: Sanki Gölyazı’da baş başa kalan biz değildik... Babam derin bir iç çekti, çaresizce başını salladı. "Tamam kızım... Üzülme sen, dikkat et kendine." "Tamam baba..." dedim ve kapıdan çıktım. Harun o büyük, sıcak eliyle benim küçücük elimi kavradı. Kalbim onun avucunun içinde atıyordu sanki. Sokakta sessiz adımlarla yürürken yan gözle bana baktı. "Demek bana da kırgınsın Zeynep..." dedi. Sesindeki o belirgin üzüntü içimi cız ettirdi. "Bunu şimdi kon…