52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası
Yazar: Hanife

Zeynep derin bir nefes aldı; omuzlarındaki o yılların ağır yükü nihayet hafifçe gevşemişti. Odadaki o yoğun ve şifalı sessizliği bozan, psikoloğun yumuşacık sesi oldu. Özlem Hanım, seansın sonuna geldiklerini hissettirmek için ses tonunu daha da sakinleştirerek toparlayıcı bir geçiş yaptı. "Bugün çok büyük ve cesur bir adım attın Zeynep. Yıllardır korunduğun o ağır zırhı sadece birkaç dakikalığına da olsa bir kenara bırakmak hiç kolay değildi. Kendinle gurur duymalısın." Zeynep, sağ elinin tersiyle yanağındaki son gözyaşı izlerini sildi. Yüzüne yayılan hafif, içten bir tebessümle yanıt verdi: "Kendimi garip bir şekilde hem çok yorgun hem de inanılmaz hafiflemiş hissediyorum." "Bu çok normal," dedi Özlem Hanım şefkatle gülümserken. "Yıllardır zihninde ve ruhunda sürdürdüğün o amansız savaşı bugün burada durdurdun. Zamanımız bugünlük bu kadar ama bu sadece bir başlangıç. Bir sonraki seansımızda bu yükleri tamamen nasıl hafifleteceğimizi konuşmaya devam edeceğiz." Psikolog masasındaki saatine hafifçe göz attıktan sonra bakışlarını yeniden Zeynep’e çevirdi. "Çıkmadan önce Harun Bey’i içeri çağırmamı ister misin? Bugün buradan çıkarken yanında onun da durması sana iyi gelir mi?" Zeynep hiç tereddüt etmeden başını salladı. "Evet... Lütfen." Özlem Hanım kapıyı açıp bekleme salonunda sabırsızlıkla volta atan Harun’u içeri davet etti. Harun endişeli ama bir o kadar da derin bir şefkat taşıyan gözlerle odaya girdi. Zeynep’in gözlerindeki o büyük değişimi, ağlamaktan kızarmış ama ferahlamış bakışlarını görür görmez içindeki o ağır kaygı bulutu dağıldı. Adımlarını Zeynep’e doğru atarken fısıldadı: "Zeynep... İyi misin?" Özlem Hanım araya girerek, "Harun Bey, Zeynep bugün çok önemli ve güçlü paylaşımlarda bulundu. Çok yorucu ama bir o kadar da kıymetli bir seanstı. Şimdi ona biraz zaman tanımak, dinlenmesine izin vermek çok iyi gelecektir. Yanında olduğunuz için tekrar teşekkür ederim," dedi. Harun hemen Zeynep’in sağ elini sımsıkı kavradı, gözlerinin içine büyük bir sadakatle baktı. "Ben teşekkür ederim doktor hanım. Her zaman yanındayım." "Haftaya aynı gün ve saatte görüşmek üzere Zeynep Hanım," dedi psikolog kapıya doğru uğurlarken. "Kendinize ve içindeki o küçük kıza çok iyi bakın." Zeynep ve Harun klinikten çıktıklarında seans resmi olarak tamamlanmıştı. Odadan çıktığımda ruhumu saran o daralmanın yerini tatlı bir ferahlığa bıraktığını hissettim. Belki de hayattaki en zor şey, insanın kendi içindeki o karanlıkla yüzleşmeyi gerçekten istemesiydi ve ben bugün ilk adımı atmıştım. Güneşli Kadıköy sokaklarında arabaya doğru yürürken bakışlarım ilerideki mavi sulara, Kadıköy sahiline takıldı. Harun benden taraf dönerek adımlarını yavaşlattı. "Biraz sahilde oturalım ister misin?" diye sordu gözlerindeki okyanus tonuyla. "Olur," dedim gülümsüyerek. Maviyi, denizi seyretmeyi öteden beri çok seviyordum. Denizi izlemek ruhuma iyi geliyordu; elbette bir Okyanus’umun gözlerine bakmak kadar derin olmasa da... Sol kolum alçının içinde askıdaydı, sağ elim ise Harun’un avucundaydı. Birlikte sahil yolundan karşıya geçtik. Deniz kenarındaki ahşap banklardan birine yan yana oturduk. Martıların çığlıkları, vapur düdükleri ve dalga sesleri harika bir melodi gibi birbirine karışıyordu. Hiç konuşmadan, sessizce başımı onun geniş omzuna koydum. Belki de bu anı, bu katıksız huzuru yıllarca düşlemiştim. Gölyazı'daki o göl kenarını saymazsak, denizin kıyısında baş başa oturmak bizim için yepyeni bir ilkti. Ancak bu romantik anın ömrü, yanımıza yaklaşan çingene bir ablanın sesiyle fazla uzun sürmedi. "Abe alasın ablama bir çiçek be..." dedi neşeli, cıvıl cıvıl bir edayla. "Yok, gerek yok abla, sağ ol," dedi Harun kibarca kestirip atmaya çalışarak. Ama kadın pes edecek gibi değildi. Daha tedavimin ilk dakikalarında sabrımı sınayacak bir testle karşı karşıyaydım. Kadın elindeki kırmızı gülleri tam burnumun dibine kadar soktu. "Abe çok güzel ablam, bendendir alasın bir çiçek... Bir de falına bakayım, nazar var valla sizde!" Harun’da peygamber sabrı vardı belki ama…