48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı
Yazar: Hanife

Harun, sağlık lisesinde öğrendiği refleksle bir an bile tereddüt etmedi. Titreyen eliyle Zeynep’in sırtını kontrol etti; çıkış deliği yoktu. Mermi karnın içinde kalmıştı ve bu, iç kanamanın dehşet verici boyutlarda olduğu demekti. Çıkardığı gömleği yaraya sımsıkı bastırırken diğer eliyle cebinden telefonu çekip çıkardı. Hoparlörü açıp otların üzerine attı ve 112’yi aradı: "Yakın mesafeden ateşli silah yaralanması! Köyün orman girişindeyiz! Mermi karnında kaldı, çıkış yarası yok, ağzından kan geliyor! Acil kan desteğiyle ambulans yollayın!" Ağzından süzülen kanın soluk borusunu tıkamaması için Zeynep’in başını usulca yana çevirdi. Karın kaslarındaki gerilimi ve kanamayı hafifletmek adına Zeynep’in bacaklarını dizlerinden kırıp hafifçe yukarı büktü. Üstünde gömleği kalmadığı için kan kaybından buz kesmeye başlayan Zeynep’in üzerine doğruldu. Kendi bedenini ona siper ederek, sıcaklığıyla onu hayatta tutmaya çalıştı. Tek eliyle yarasındaki baskıyı bir saniye bile gevşetmiyor, gözyaşları içinde fısıldıyordu: "Buradayım çileğim... Çıkarma o mermiyi karnından, diren ne olur!" Silah seslerini duyan köylüler ormana doğru akın etti, aralarında komşuları Naciye de vardı. Zeynep'i yerde kanlar içinde, adamı da baygın halde görünce, "Vah vah ne oldu burada, ırzına mı geçtiler kızın...?" diyerek ellerini dizlerine vuruyor, dizlerini dövüyordu. Harun ise dünyayla bağını koparmıştı; etrafındaki çığlıkların tek bir hecesini bile duymuyordu. Siren sesleri ormanın derinliklerinde yankılandığında, Harun’un zaman algısı çoktan yitmişti. Karnındaki yaraya bastırdığı gömlek tamamen kana bulanmış, kendi elleri de Zeynep’in al bayrak gibi yayılan kanıyla yıkanmıştı. Sağlık ekipleri çalıların arasından sedyeyle belirdiğinde Harun ne nefes alabiliyor ne de Zeynep’in buz kesmeye başlayan elini bırakabiliyordu. "Ateşli silah yaralanması! Bitişik atış, mermi karın içinde!" diye bağırdı Harun, sağlık lisesinde öğrendiği tüm soğukkanlılığı geri kazanmaya çalışarak. "Bilinci kapalı, ağızdan kan geldi, sol kolunda açık kırık şüphesi var! Çabuk olun!" Paramedikler Zeynep’i hızla sedyeye alıp damar yolunu açarken, Harun ambulansın arkasına kendini zor attı. Kulaklarında sadece monitörün zayıf bipleri ve kendi kalbinin güm güm vuran sesi vardı. Zeynep’in yeşil hareleri kapalıydı, o çilek kokulu teni şimdi kireç gibi beyazlamıştı. Köye giren ikinci ambulans ise baygın haldeki saldırganı almıştı. İkisi de aynı hastaneye, Bursa Nilüfer Hastanesi'ne doğru hızla sevk edildi. Hastanenin acil servisine girildiğinde ortam bir anda ana baba gününe döndü. Sedye hızla kırmızı alana kaydırılırken acil tıp uzmanı doktorlar etrafını sardı. "Tansiyon düşüyor! 70/40! Nabız filiform!" "Karında defans ve rebound var, iç kanama masif!" "Hemen iki ünite 0 Rh negatif kan takın! Ameliyathaneyi arayın, acil laparotomi!" Harun, Zeynep’in arkasından koşmak istedi ama ameliyathane kapısının önündeki çelik bariyer yüzüne kapandı. "Zeynep!" diye haykırdı, sırtını soğuk duvara yaslayıp yere çökerken. Ellerindeki kurumuş kana baktı. O kan, çilek kızın kanıydı. Okyanusun kuruduğu, yeşilin solduğu andı bu. Ameliyathanede ise zamanla yarışan amansız bir savaş vardı. Genel cerrahi ekibi ve ortopedistler aynı anda içeri daldı. Steril örtüler hızla örtüldü, neşter Zeynep’in cildinde ilk kesiyi açtı. "Kaviteye giriyorum, aspiratörü getirin!" Cerrah karın zarını açtığı anda basınçla biriken kan dışarı fışkırdı. Aspiratör cızırtıyla kanı çekerken durumun vehameti ortaya çıktı: Mermi, karın duvarını geçip ince bağırsağı iki yerden delmiş, ardından ince bir damarı yırtarak omurganın yakınındaki dokulara saplanıp kalmıştı. "Damarı klempleyin! Çabuk, kanamayı durdurun!" Monitörün dıt-dıt sesleri hızlandı, ardından uzun ve tek bir ses yankılandı: Biiiiiiip! "Hasta arrest oldu! Kalp durdu!" Anestezi uzmanı hızla elektroşok cihazını hazırlarken, baş cerrah göğüs kafesine masaj yapmaya başladı. "Sıkın kanı! İki ünite daha verin! Bırakma kendini çocuk, hadi!" Bir, iki, üç... Şok uygulandı. Zeynep’in bedeni ma…