🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

Yorgunluktan kemiklerim sızlıyordu. Balkonda hazırladığımız ekmek arasının ancak yarısını yiyebilmiştim. Banyodaki o uğursuz düşüş yüzünden belimin acısından sırtüstü yatmaya cesaret edemiyordum. Yüzüstü uzanmış, elimde telefonla vakit öldürmeye çalışıyordum. Buzdolabının fişini henüz yeni taktığımız için Harun içeride buz bulamamıştı; ama buranın dağdan gelen şebeke suyu zaten buz gibiydi. Sağ olsun, buzdolabı poşetine biraz su doldurup getirmeyi akıl etmişti. Ben uykuya yenik düşüp çoktan derin bir aleme kaymışken Harun elinde su dolu poşetle balkona çıktı. Yüzüstü sızıp kaldığımı görünce yüzünde yumuşacık bir tebessüm belirdi. Devirmeyeyim diye kenardaki tepsiyi usulca çekti ve yanıma yaklaştı. Yüzüme düşen kızıl saç tutamlarını narince kenara iterken uykudayken ne kadar çok mırıldandığımı, top patlasa uyanmayacak kadar derinlere daldığımı biliyor gibi izliyordu beni. Dirseğini döşeğe dayayıp elini başının altına koydu. Bir doksanlık boyuyla bacaklarının yarısı döşekten dışarı taşarken uzun uzun yüzümü inceliyordu. O sırada rüyamda yine Okyanus’taydım. Serin sular bana gülümsüyor, dalgalar kıyıma vuruyordu. Balkonda uyumak güzeldi ama gölün neminden ötürü sivrisinekler de rahat vermiyordu; uykumda tatlı tatlı kaşınıyordum. "Taşıyor Harun..." diye mırıldandım uykunun en derin katmanında. Harun dudaklarını kıvırıp sessizce fısıldadı: "Ne taşıyor Zeynep?" "Okyanusunda ki o saklı cennet sularla dolup taşıyor..." Ne konuştuğumu, ne söylediğimi bilmeden dökülüyordu kelimeler ağzımdan. Harun gülümseyerek sordu tekrar: "Okyanustaki saklı cennet... Sen misin Zeynep?" "Ah... ah... Boğulmayacağımı bilsem benim derdim... Yıllar sonra geldin yaktın beni be..." Harun’un gözleri doldu o an; içini hem bir hüzün hem de tarifsiz bir mutluluk kapladı. Ona ne kadar değer verdiğimi, içimde sakladığım o koca dünyayı ilk kez bu kadar çıplak hissediyordu. "Zeynep... Çok mu yanıyorsun benim için?" Kendimden habersiz, uykunun o korumasız eşiğinde cevap veriyordum: "Yanmak ne demek, mum gibi eriyorum... Ah mavişim ah... Çok sevmiştim ben seni. Çizip, yırttığım resimlerini tek tek yapıştırıp, her defasında sinir olup tekrar parçalayıp tekrar birleştiriyordum. Yapboz gibiydin, hep bir parçan eksik..." Uyanıkken kalbimi mühürleyen ben, uykudayken sırdaşım olan geceye dile geliyordum işte. Harun duydukları karşısında donakaldı. İçinden öyle bir haykırmak geliyordu ki... "Zeynep... Bilmiyordum. Senin için bu kadar önemli bir yerim olduğunu bilmiyordum. Şimdi anladım; yıllarca beni attığını zannederken aslında atmaya kıyamadığın o eksik parçandım ben senin. Bilseydim... Yıllar önce bilseydim sana kalbimi hiç düşünmeden verirdim. Sen benim o tatlı çileğimsin. Kararlıyım, yarın kesin seninle konuşacağım inşallah..." Dirseğini yavaşça indirip başını kolunun üzerine koydu. Kenardaki ince çarşafı çekip üzerimi örttü. Tam beni izlerken uykuya dalmıştı. Uzaklardaki camiden sabah ezanının o huzurlu sesi yükselmeye başladı. Ben ki uykuda adeta bir fırtına gibi döner dururdum; farkında olmadan sağa sola kayıp Harun’a iyice sarıldım. O istifini bozmadan dümdüz yatarken ben yüzüne yaklaştım, elimi göğsüne attım, hatta bacağımı da bacağının üstüne aşırıverdim. Harun gözlerini açıp kısık bir sesle seslendi: "Zeynep... Hadi kalkalım, gün aydınlanmadan sabah namazını kılalım?" Ben hâlâ rüya alemindeydim. Ellerimi Harun’un bedeninde gezdirip mırıldanmaya devam ediyordum: "Ayıcığım... Senin tüylerin mi döküldü, niye böyle pürüzsüz yumuşaksın?" Harun doğrulmaya çalışırken elim onun üzerinde gezinmeye devam etti ve en sonunda olmayacak bir yere tosladı. "Ayıcığım... Elin mi bacağın mı senin, neden bu kadar sert?" Harun’un gözleri şaşkınlıktan fal taşı gibi açıldı, yüzü saniyeler içinde kıpkırmızı kesildi. O temasın sertliğiyle gözlerim yavaş yavaş aralandı. Avucumun içinde tuttuğum şeyin ne olduğunu anladığım an kan beynime sıçradı. Karşımda bana alev saçan mavi gözleriyle bakıyordu Harun. Ben... Ben resmen adamın kalçasını avuçluyordum! Dehşet içinde bir çığlık atarak elimi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku