🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

42. Bölüm: Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

Harun namaz kılmak üzere mescidin serinliğine çekildiğinde, lokantanın içi adeta arı kovanı gibi işlemeye devam ediyordu. Masalar dolup boşalıyor, siparişler peş peşe mutfağa akıyordu. Müşterilerin bu yoğunluğuna rağmen Harun da Bilal Abi de mesleklerinin ustası oldukları için mutfaktan çıkan tepsiler ışık hızıyla masalara ulaşıyordu. Çok şükür ben de kazasız belasız boşları topluyor, tezgahtaki bulaşıkları eritmeye çalışıyordum. Ama önümde hâlâ soyulmayı bekleyen koca bir dağ gibi soğan ve patates çuvalı duruyordu. Başladığım işi ne pahasına olursa olsun yarım bırakmayı sevmezdim. İki gözüm iki çeşme ağlayacak bile olsam, o soğanlar soyulacaktı! Bir yandan da uykusuzluk ve yorgunluktan kemiklerim sızlıyordu; daha ilk günden vücudum iflasın eşiğine gelmişti. Harun namazını bitirip mutfağa adımladığında Bilal Abi mescide doğru geçti. Harun’un mutfak eşiğinde belirmesiyle birlikte, kalbim yine o kontrolsüz ritmiyle göğsümü dövmeye başladı. Elim ayağım birbirine dolanıyor, ne yapacağımı şaşırıyordum. Üstelik salondaki kadın müşterilerin süzücü, sinsi bakışlarının sürekli Harun’un üzerinde olması sinir kat sayımı iyice yükseltiyordu. Mutfak tezgahının başına geçip siyah plastik eldivenleri hışımla ellerime geçirdim. Harun yanıma yaklaşarak yumuşak bir sesle sordu: "Zeynep, gerçekten soyacak mısın o kadar soğanı?" "Evet, soyacağım..." dedim dik başımla. "Kendime 'bir işi yarım bıraktı' dedirtmem!" "Tamam, ama dikkatli ol, elini kesme yine. Birazdan öğle yoğunluğu azalır, işçiler gittikten sonra dükkan sakinleşir, ben de sana yardım ederim." "Tamam, olur..." dedim. Ardından aklıma gelenle kaşlarımı çatıp sesimi kıstım: "Yalnız, dışarıda kırmızı pantolon giymiş bir kro var. Sapığın teki o adam, haberin olsun diye söylüyorum." Harun’un bakışları bir anda sertleşti, mavi gözlerinde şimşekler çaktı. "Zeynep, sana bir şey mi yaptı? Doğruyu söyle bana!" "Sıkıysa yapsın!" dedim hırsla. "O yağlı saçlarıyla beraber kızgın tavada kızartırım onu!" Harun’un gergin yüzü bir anda aydınlandı, hafifçe güldü. "Tamam Zeynep usta, ben onun icabına bakarım. Bir daha bu dükkana adımını atamaz." Gülerek sağ elimi göğsüme götürdüm: "Eyvallah ustam..." Harun da aynı dille elini göğsüne koyup gülümseyerek "Eyvallah" dedi. Soğanları soymaya başladığımda gözlerimden sicim gibi yaşlar dökülmeye başladı. Soğan kokusunu boşuna sevmiyor değilmişim; buna can mı dayanır Allah aşkına! Bunun bir makinesi falan olmalıydı, insan eliyle yapılacak iş değildi bu. Neyse ki çuval küçüktü... Kendi kendime teselli verdim; çocukluğumdan beri doğru düzgün ağlayamamıştım zaten, böylece içimde birikenlerin acısını çıkarıyordum işte! Saat ikiyi çoktan geçmişti. Soğanları doğrarken tezgahın kenarında duran tepsiyi ve üzerindeki çıtır çıtır Börekleri görünce midemin gurultusu beynimde yankılandı. Eldivenleri fırlatıp atarak "Bir parçacık atıştırayım" dedim. Ama o Boşnak böreği öyle lezzetli, öyle nar gibi kızarmıştı ki... Harun’un eli gerçekten acayip lezzetliydi. "Bir parça" derken ağzımı tıkabasa doldurmuş, adeta çiğnemeden yutma aşamasına gelmiştim. Tam o sırada Harun elinde buğulu bir bardak soğuk limonatayla mutfağa girdi. Yakalanmışlığın verdiği panikle gözlerim kocaman açıldı. Harun bu halime bakıp bıyık altından gülmeye başladı. "Zeynep..." Ağzım tıka basa dolu, boğulur gibi bir sesle, "Ne var Harun?" diyebildim. "Bilmeyen de kıtlıktan çıktın sanacak... Sana soğuk bir limonata getirmiştim." Elimle hızlı hızlı "Ver ver" işareti yaptım. Limonatayı bardağın dibini görene kadar kafama diktim, boğazıma dizilen börek yumuşayınca rahat bir nefes alıp yuttum. "Sağ ol... Böreği görünce dayanamadım." "Afiyet olsun. Zeynep, istediğin kadar ye, ben sana bol bol yaparım..." İçimden bir ürperti geçti; Bu adamın yanında kalırsam obez olmam içten bile değil! Kaşlarımı kaldırıp, "Senin bana garezin var herhalde, obez mi olmamı istiyorsun?" diye çıkıştım. "Hayır, sadece sağlıklı olmanı isterim Zeynep..." Bana doğru bir adım attı. O derin, insanı kendi içinde boğan okyanus mavisi gözleriyle d…

Bölümün tamamını WritePad'de oku