🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

Nişan merasiminin sonuna gelindiğinde komşular tebriklerini iletip birer birer dağılmaya başlamıştı. Fakat annem, daha Harun’la doğru düzgün vedalaşmama bile fırsat vermeden apar topar kolumdan tuttuğu gibi beni dükkandan dışarı sürükledi. Babamlar ve abimler henüz lokantadaydı. "Anne ne oluyor ya? Nereye böyle?" dedim şaşkınlıkla. "Yürü eve! Eve gidince konuşacağız!" Biz sokakta hızlı adımlarla ilerlerken, arkada kalan Harun ne olduğunu, neden bu kadar aniden çekip gittiğimizi anlamaya çalışan endişeli bakışlarla arkamızdan bakıyordu. Eve girer girmez kapıyı arkamızdan çarptık. Daha ayağımdaki babetleri yeni çıkarmıştım ki annem bir anda kolumdan çekiştirerek beni koridorun ortasına doğru savurdu. Ne olduğunu, neye uğradığımı anlayamadan yüzümde patlayan o sert temasla sarsıldım: ŞRAK! Sıcaklık ve sızı yanağımdan boynuma doğru yayıldı. "Ne oluyor anne? Ne vuruyorsun bana?" diye bağırdım tutamadığım bir şokla. Annemin gözlerinden adeta öfke kıvılcımları saçılıyordu. "Kız sen ne yaptın... Allah’ım aklıma mukayyet ol! Or... mu olacaksın başımıza ha? Biz seni nişanladık, bizi elaleme sakız mı edeceksin?" "Ne yaptım ki ben anne? Ne diyorsun sen, ne or...'su?" "Yeşim’in annesi söyledi! Dilim varmıyor söylemeye... Kızını da alet etmişsin kirli işlerine. Baban yaşındaki adamlarla gezmek nedir, söyle?" ŞRAK! Yüzüme bir tokat daha indi. "Anne ne diyorsun sen? Ne gezmesi? O kadının söylediği iki satır iftiraya mı inanıyorsun gerçekten?" Saçlarımdan kavradı beni. "Bırak anne!" diye çığlık attım. "Koskoca kadın durduk yere yalan mı söyleyecek? Yaptın mı böyle bir şeyi, söyle! Baban duysa kalbine iner! Ah, zamanında dövmeliydim seni, dizimi mi dövdüreceksin bana? Seni Harun’a verdik kızım, ilk geceden geri mi döneceksin? Abinin itibarını da mı düşünmüyorsun? Öğretmen abin nasıl bakar insanların yüzüne? Nankör seni! Doktora götüreyim mi seni, yaptın mı öyle bir şey söyle!" Annem ne diyordu öyle? Yine abimin itibarı, yine bir başkasının bozuk ağzından çıkan tek bir kelime... Öz annemin gözünde benim değerim, mahalledeki bir dedikoducu kadının lafı kadar bile etmiyordu. O an içimde ona dair kalan son sevgi kırıntıları da unufak oldu. Beni dövse, öfkesinden öldürse razıydım belki; ama kendi öz kızının iftirayla namussuz sayılmasına bu kadar kolay ikna olması içimde bir şeyleri kökünden kopardı. Artık bir şey hissedemiyordum. Damarına basar gibi konuştum: "Evet! Babam yaşındaki adamlarla günümü gün ettim! Hadi söyle herkese, hadi söyle Harun’a namussuzun tekiyim ben anne! Ne duruyorsun? Daha çok vur, daha çok vur!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım. Annemin eli havada asılı kaldı, gözleri büyüdü: "Zeynep... Yüreğime mi indireceksin benim? Gerçekten yaptın mı, söyle?" Savurduğu darbelerden korunmak için ellerimle kafamı kapattım. "Yaptım diyorum inanmıyorsun, yapmadım diyorum inanmıyorsun! Ben neyim senin için anne? Kimim ben? Bir kez olsun, ya bir kez olsun bana sordun mu 'Zeynep sen ne istiyorsun?' diye? Bir kez olsun saçımı okşadın mı benim? Erkek doğmadığım için mi bütün bunlar? Sen... senden nefret ediyorum!" İçimdeki tüm zehri kustuğum sırada suratıma bir tokat daha indi. "Kur’an’a el basacaksın! Yoksa seni yarın doktora götürürüm!" "Hâlâ ne diyorsun sen anne? Getir Kur’an’ı, beni böyle şeylerle korkutamazsın! Eğer bir anne olarak kendi kızına böyle bir şeyi yakıştırıyorsan, ben senin anneliğine..." Diyecek bir şey bulamadım, boğazımdan yırtınır gibi bir çığlık koptu: "Aaaa!" Ayaklandım ve gözü karartmış bir şekilde kapıya yöneldim. Annem arkamdan bağırdı: "Nereye gidiyorsun? Hiçbir yere gidemezsin!" "Gidiyorum! Rahat bırak beni, yetti artık!" diyerek kapıyı sonuna kadar açıp dışarı fırladım ve arkamdan çarptım. Annem arkada öfkenin ve şüphenin çemberinde deliye dönmüştü. Ben sokakta şuursuzca koşar adım ilerlerken, durumu merak edip bizim evin önüne doğru gelen Harun ile karşılaştım. Beni o halde görünce hiç düşünmeden peşime takıldı. Ben ise ayaklarımın beni nereye götürdüğünü bilmeden sadece kaçıyordum. Mevlana’nın o sözü dolanıyordu…

Bölümün tamamını WritePad'de oku