37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak
Yazar: Hanife

Bölüm görselleri

Onun iri, sıcak elini tutarken kalbim göğüs kafesimi zorlarca hızla çarpmaya başladı. İçimden yükselen o çocuksu çığlığa engel olamıyordum: Hiç bırakmasan olur mu? Kuaför krizleri, fotoğrafçıdaki patavatsızlıklar derken vakit öğleni çoktan devirmişti. Mide cidarımı kazıyan o tanıdık sızı kendini hissettirdi; karnım fena halde zil çalıyordu. Sokakta adımlarken aniden elimi onun avucundan çektim. Harun duraksayıp endişeli gözlerle bana döndü: "Ne oldu Zeynep?" "Ne yapacağız şimdi? Ben kahvaltı yapmadım, açlıktan ölüyorum..." "Neden yapmadın Zeynep? Bu saate kadar aç durulur mu hiç?" dedi, sesindeki o korumacı ton içimi titreterek. "Ben geç uyanan bir insanım, sabahın köründe kalkmak benim bünyeme ters bir kere. O saatte boğazımdan bir şey geçmiyor..." Aslında içimden tek geçen, eve gidip yatağa serilmek ve akşama kadar deliksiz uyumaktı. Harun yine o derin, insanı adeta yutup bitiren bakışlarıyla gözlerime baktı. Tıraş olunca yüzünün hatları ortaya çıkmış, ayrı bir yakışıklı olup çıkmıştı başıma. Yelkenlerim yine o kaçınmaya çalıştığım engin okyanusa doğru süzülmeye başladı. Aramızdaki uzayıp giden sessizliği Harun bozdu: "Zeynep, hadi lokantaya gidelim. Annemler misafirler için bir sürü yemek hazırladı zaten." "Eve gitseydim de dolaptan bir şeyler gagalasaydım bari..." "Olur mu öyle şey? Ben tek başıma mı takacağım o yüzüğü?" Söylediği şeye tutamayıp güldüm, o da benimle birlikte gülümsedi. Ya gülme işte şöyle! Ben çocukken tam da bu gülüşün arkasına takılıp kapılmıştım sana... "Ne güzel olurdu ama," dedim iç çekerek. "Pijamalarımı giyer, yatakta mışıl mışıl uyurdum..." Harun kıkırdadı. "Ne gülüyorsun yine?" dedim kaşlarımı çatmaya çalışarak. "Senin şu çocuksu, masum hallerine gülüyorum." "Tamam, gidelim gidelim de... Ben daha fazla yürüyemeyeceğim bu ayakkabılarla." "Kucağıma mı alayım yani seni Zeynep, bunu mu istiyorsun?" dedi takılarak. "Hayır tabii ki! Topukluları değiştireceğim." Çaresizce elimdeki poşetten Harun’un aldığı o kırmızı babetleri çıkardım. Onları gördüğü an Harun’un yüzünde güller açtı. "Zeynep... Sen bunları sakladın mı gerçekten?" Geri adım atmamak için hemen toparladım: "Hayır canım! Annem almış getirmiş işte torbaya, ben de mecburiyetten giyiyorum şimdi." Eğilip ayakkabılarımı değiştirmeye yeltendim ki Harun aniden kolumdan tutup beni durdurdu. "Dur! Sokağın ortasında öyle eğilme Zeynep," dedi. Milletin şaşkın bakışlarına hiç aldırmadan önümde diz çöktü. Topuklu ayakkabımı zarafetle çıkartıp babeti ayağıma geçirdi, ardından diğerini... O an içimdeki o patavatsız yanı yine tutamadım: "Hazır diz çökmüşken, o meşhur soruyu da sorsan mı acaba?" Harun kafasını kaldırıp gözlerimin içine baktı. "Neymiş o meşhur soru Zeynep?" Anlamazsın ki zaten... Barem söyleyeyim de tam olsun. "Benimle evlenir misin Harun?" Harun doğrulup ayağa kalktı, gülmekten neredeyse kendini alamıyordu. "Zeynep, bunu sormak için biraz geç kalmadın mı?" İçimden kendi kendime sövdüm; ne diye açıyorsun ki şu çeneni Zeynep? Ama bozuntuya vermedim: "Hayır bir kere! Onu öncesinde ailelerimiz sordu, biz birbirimize sormadık ki..." Aramızdaki mesafeyi kapatıp bana doğru bir adım attı. Bakışlarını gözlerime kenetledi. "Peki Zeynep... Sana soruyorum o zaman: Benimle evlenir misin?" Bıyık altından sırıtarak cevabı yapıştırdım: "Bana sormuş olsaydın 'Hayır' derdim!" "Biliyordum zaten bu cevabı vereceğini," dedi gülümseyerek. Biliyorsan ne diye soruyorsun o zaman adam! Neyse ki kırmızı babetler ayağımdaydı artık, dünyalar benim olmuştu. Konuyu değiştirmek ve midemdeki yangını bastırmak için hemen lafa girdim: "Harun, şimdi o yaptığın pastayı herkes yiyecek mi?" "Evet Zeynep, lokantada ikram edeceğiz." "Ya insan biraz daha büyük yapardı ama! Şişko Nuriye bir gelse, hepsini bir oturuşta siler süpürür. O pasta ancak bana yeterdi!" Harun yanımda adımlarken gülümsedi: "Zeynep, ayıp ama, 'şişko' deme kadına. Hem sen nasıl yiyeceksin bir oturuşta koca pastayı?" "Tamam, hepsini yiyemem belki ama devasa bir dilim gömerim! Ay akşamı beklemeden kessek mi, ne der…