32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete
Yazar: Hanife

Dokunmatik telefonumla geçirdiğim ilk gece, hayatımın en heyecanlı gecelerinden biriydi. Sabaha kadar yatağın içinde kıkır kıkır komik videolar izlemiş, YouTube’un dipsiz kuyusunda kaybolmuştum. Allah’tan rehberdeki kişiler SIM kartta kayıtlıydı da tek tek numara kaydetmekle uğraşmamıştım. Harun da gece eve varınca bana o pek bir sitemli, resmi mesajlarını döşemişti. Ne yapayım yani? Telefonumla aşk yaşıyorum şurada, seninle mi yaşayacaktım?! Eminim içinden "Ben bu kıza telefonu nereden aldım, kendi elimle başıma bela ettim," diye geçirmiştir. Cuma sabahı olmuştu ama benim dünyamda güneş henüz doğmamıştı bile. Yorganı kafama çekmiş, mışıl mışıl uyuyordum. Derken komodinin üzerindeki telefon bir anda zemin katı sarsan bir deprem gibi titremeye başladı. Gözlerimi zoru zoruna açıp ekrana baktım: Saat henüz 9’du! Benim için günün bu saati sabaha karşı sayılırdı... Ben en erken 11’de, keyfim yerindeyse 12’de uyanmayı seven bir insandım. Yuh dediğinizi duyar gibiyim ama geç yatan insanın hakkıydı bu! Ekranda mesaj gönderenin adı parıldıyordu: Zey-Okya... (Kendi rehberimde adını Zeynep’in Okyanusu diye kaydetmiştim, ahenkli duruyordu.) "Günaydın Zeynep..." Off... "Ne günaydını be adam, uyuyorum işte!" diye mırıldandım yastığa yüzümü gömerek. Uyku sersemliğiyle, gözlerim kapalı halde parmaklarımı rastgele klavyede gezdirdim. Kafamda "Uykudan ölüyorum Harun, rahat bırak," yazmak vardı güya. Ama rüyamda devasa mavi bir denizde yüzdüğüm için zihnimle parmaklarım tamamen bağımsız çalışmıştı. Ekrana yazdığım şey şuydu: "Yanıyorum Harun..." Mesajı gönderip telefonu yatağa fırlattım. Harun evde mesajı görünce gözleri yuvalarından fırlamış, panikle ekrana bakakalmıştı. Benim gerçekten alev alev yandığımı, hastalandığımı sanarak anında yanıt yazdı: "Zeynep ateşin mi var? Geleyim mi?!" Telefon birkaç saniye sonra tekrar titreyince gözlerimi yarım yamalak araladım. Ekrana bakıyorum ama yazılar sisler arkasında... Rüyadaki o serin deniz ve Harun’un mavi gözleri birbirine karışmıştı. Yine o kafa gidik halde parmaklarımı bastım: "Gel yanıyorum Mavişim..." Harun ekran başında adeta çarpılmışa döndü! "Gel yanıyorum Mavişim mi?! Ateş başına mı vurdu bu kızın, ne saçmalıyor bu?! Niye aramıyorum ki ben?!" Hemen arama ekranına girip rehberde Çilek Kız diye kaydettiği numaramın üstüne dokundu. Bu sefer telefonum sadece titramedi, cır cır çalmaya başladı. "Ne oluyor ya! Bir uyutmadınız insanı!" diye söylenerek ekrandaki yeşil ahizeyi yukarı doğru kaydırdım. "Alo... Ne var Harun?!" dedim, sesim pürüzlü ve tamamen uykulu. "Ne mi var Zeynep?! Çok mu kötüsün, ateşin çok mu yüksek?!" Aşırı sıcak havanın ve yorganın altında pişmenin etkisiyle, "Evet... Çok sıcak..." diye mırıldandım. "Geliyorum Zeynep! Ateşini düşürmek lazım hemen!" Gözlerim yarı baygın, tavanı izlerken: "Çok fena sıcak hem de... Okyanusunu mu getireceksin buraya?" Harun hattın diğer ucunda ecel terleri döküyordu: "Ne Okyanusu Zeynep?! Ateşten saçmalıyorsun iyice! Hatice anneme söyleseydin ya, bir şeyler yapardı sana!" "Yok... Annemi karıştırma şimdi. O 'Elektrik çok yazıyor' diyor..." "Ne elektriği Zeynep?! Ben senin vücut ateşinden bahsediyorum!" "Tamam işte... Bende sönmüyor, alev alev nasıl yanıyorum bir görsen..." Harun’un sesi titredi: "Zeynep havale geçireceksin! Üstün örtülü mü? Hava zaten sıcak, sakın örtme üstünü! Ben geliyorum hemen!" "Gel tabii... Tamircisin ya, yaparsın bir şeyler..." "Geliyorum Zeynep, sen merak etme! Ben senin ateşini düşüreceğim hemen!" "Tamam..." dediğim an Harun pat diye telefonu suratıma kapattı. Ben de sıcaktan bunalıp yatakta sağa sola dönmeye, yorganı tekmelemeye devam ettim. Harun, pijamalarını çıkarıp alelacele mavi gömleğini ve keten pantolonunu giymişti. Kan ter içinde merdivenlerden aşağı koşarken Meryem teyze onu durdurdu: "Nereye oğlum böyle acele acele? Ne oldu?" "Anne, Zeynep’in çok yüksek ateşi varmış! Bir bakıp geleceğim!" "Aa, geçmiş olsun oğlum! Dediğimi de yap, soğuk kompres uygula, ateşini düşür iyice!" "Tamam anne!" Harun devasa adımlarla,…