28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası
Yazar: Hanife

Bu gelen... Melda mıydı gerçekten?! İlkokul arkadaşım Melda... Olamazdı ya, bir insan bu kadar mı benzeyebilirdi, yoksa kader yine benimle oyun mu oynuyordu? Gözlerim panikle büyüdü. Kalbim neden böyle delicesine atmaya başlamıştı ki şimdi? Hemen çatalımı bilerek yere düşürmüş gibi yapıp masanın altına doğru eğildim. Şimdi hiç uğraşamazdım onunla! Eski defterleri açmaya, o sinsi bakışlarıyla beni süzmesine hiç ama hiç tahammülüm yoktu. Ne yapacaktım şimdi ben, off! Gizlice çantamı da kucaklayıp masanın altından bir kurbağa gibi eğilerek mutfağa doğru emekledim. Kapıdan içeri süzüldüğümde şükürler olsun ki beni görmemişlerdi. Tam kafamı kaldırıp doğrulacakken sert bir çift bacağa tosladım. Başımı kaldırdım. Harun’du bu... Kafasını eğmiş, şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Zeynep? Hayırdır, niye böyle kurbağa gibi yürüyorsun dükkanın ortasında?" Üstümü başımı düzelterek hemen ayağa kalktım, çenemi dikleştirdim: "Böyle bir akım çıkmış internette de, onu deneyeyim dedim!" Harun bıyık altından, gözlerinin içi parıldayarak güldü. "Anladım... Bir şey mi isteyecektin, neden geldin mutfağa?" "Yardıma geldim!" dedim sesimi yükselterek. "Müşteriler epey çoğaldı, acıdım hâlinize de yardım edeyim dedim. Fena mı?" Harun takıldı: "Sen yardım edeceksin? Kafana saksı falan mı düştü senin Zeynep?" "Aman, iyi ki bir yardım edelim dedik! Uzatma işte!" "Tamam tamam... Şurada önlük var giy, bir de bone tak saçlarına." "Tamam, hadi git bak sen müşterilerine." Ben mutfaktaki lacivert önlüğü belime bağlarken tezgahtaki Bilal abi dönüp sordu: "Hayırdır Zeynep?" "Abi yardım edeceğim size, ne iş yapayım?" "Git sen de içeriden sipariş al o zaman." Gözlerimi açtım: "Yok abi, mutfak işi diyorum ben! Ne anlarım sipariş alıp kızlarla muhatap olmaktan?" "İyi tamam, bulaşıkları yıka o zaman. Bayağı biriktiler, ben yetişemiyorum." İçimden "Yağmurdan kaçarken doluya tutuldum!" diye sövüyordum kendime. "Bilal abi, yıkarım bulaşıkları da... Senin eşin yok mu? O niye yardıma gelmiyor madem bu kadar yoğunsunuz?" Bilal abi kaşlarını çattı: "Zeynep, iki çocuk var benim biliyorsun değil mi? Kim bakacak o çocuklara evde?" "Aa... Doğru ya," dedim mahcupça. "Hadi madem geldin, oyalanma da yıka şunları." Dertsiz başıma durduk yere iş açmıştım! Tezgahtaki sarı bulaşık eldivenlerini hırsla elime geçirip evyenin başına geçtim. Tabakları sabunlayıp yıkamaya, durulayıp kenara dizmeye başladım. Ama içimde tırmanan o panik yüzünden ellerim titriyordu; bir an önce buradan kaçıp gitmek istiyordum. Bir yandan tabakları kuruluyor, bir yandan da mutfak kapısının küçük camından içeriye bakıyordum. Melda... Harun’un sipariş aldığı sırada adama nasıl da süzülerek kahkaha atıyordu öyle! Gözüm oraya dalmışken elimdeki tabak kayıp zemin fayansına çakıldı! Yetmezmiş gibi, tezgaha üst üste çok fazla dizdiğim diğer porselen tabaklar da dengesini kaybedip gürültüyle yere devrildi! Mutfak bir anda porselen cehennemine döndü. Bilal abi saçını başını yoldu: "Allah’ım deliriceğim ya! Kızım sen bizim ekmek teknemizi batırmaya mı niyetlisin?! Gitti canım tabaklar!" "Bilal abi valla kazayla oldu!" diyerek panikle dizlerimin üzerine çöktüm. Yerdeki sivri porselen parçalarını toplamaya çalışırken Harun o dehşetli şangırtıyı duyup hışımla mutfağa koştu. "Ne oldu Zeynep?!" Bilal abi sitemle bağırdı: "Ne olacak Harun, gitti canım takımlar!" Harun abisine çıkıştı: "Abi ayıp oluyor ama! Kırılan tabak olsun, cana geleceğine mala gelsin!" Ben yerdeki keskin parçaları panikle, ellerim titreyerek toplamaya çalışırken parmağıma batan sivri bir porselenle irkildim. Parmağımdan sicim gibi kan akmaya başladı ama yine de durmayıp toplamaya devam ettim. Harun anında yanıma çöküp ellerimi tuttu. "Bırak Zeynep, ben hallederim! Bir yerine bir şey oldu mu?" Bilal abi "Allah’ım sabır ver!" diyerek tepsisini alıp mutfaktan içeri kaçtı. "İyiyim Harun, bir şeyim yok... Ben gitsem iyi olacak," dedim kısılan sesimle. Ama şimdi dışarı çıksam, Melda ve arkadaşları gitmeden buradan kaçamazdım ki! Harun kaşlarını çatarak gözlerimin içine…