🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

2. Bölüm: Kusurun Örtüsü

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

Ben Harun Aslan... Kendimi bildim bileli dünyaya hep başka bir pencereden, gelip geçici olanın değil de baki kalanın penceresinden bakmayı seçtim. Çocukluğumdan beri kitap kokusunu, sayfaların arasında kaybolmayı ve ruhuma dokunan, maneviyatı olan her şeyi çok sevdim. Bu pırıltılı ama aldatıcı dünyanın gözümde hiçbir zaman büyük bir kıymeti olmadı; asıl varoluşumun, ruhumun nihai menzilinin cennet hayatı olmasına kalpten, sarsılmaz bir teslimiyetle bağlıydım. Allah’ıma, O’nun yüce kelamına öyle aşıktım ki, her nefeste Şeytanın şerrinden yine O'na sığınırdım. Bu aşkın nihayetinde, genç yaşımda Kuran-ı Kerim’i göğsüme nakşedip hafızlık şerefine nail olmuştum. İbadetlerime gösterdiğim özeni, İslam’ın temeli olan temizlik hususunda da aynen sürdürür, hem ruhumu hem de çevremi pak tutmaya gayret ederdim. İlahiyat fakültesini bitirmiştim ama hayatım sadece medrese sıralarında geçmemişti. Henüz 12 yaşındayken, babamın dizinin dibinde başladığım lokantacılık mesleğini de layığıyla sürdürüyordum. Biz Aslan ailesi olarak Boşnak göçmeniydik; bu yüzden dükkanımızda atalarımızdan kalma yöresel lezzetleri yaşatıyorduk. Özellikle ellerimizle açtığımız, kat kat lezzetiyle tepsilerden taşan Boşnak böreği ve üzerine sarımsaklı yoğurtla tereyağı gezdirdiğimiz Boşnak mantısı mahallenin, hatta İstanbul’un dört bir yanından gelenlerin dilindeydi. Öyle huzurlu, öyle hoşgörülü bir aileye sahiptim ki, evimizde küçük şeyler hiçbir zaman dert edilmez, büyütülmezdi. Akşamları ailecek bir araya gelir, zikrimizi çeker, bağdaş kurduğumuz o huzur zemininde bugünümüze, sağlığımıza ve önümüze konan bir lokma ekmeğe şükrederdik. Düzenimiz tıkır tıkır işliyordu. Abim Bilal, Neriman yengemle evlenip kendi yuvasını kurmuştu; evimize iki sokak ötede oturuyordu. Ablam Züleyha ise Mahir eniştemle dünya evine girmiş, karşı tarafta, Eyüp Sultan’ın o manevi havasının sarıp sarmaladığı topraklarda ikamet ediyordu. Ailenin bekar kalmış tek ve en küçük oğlu bendim. Annem Meryem, son zamanlarda her fırsatta karşma geçip, "Artık zamanı geldi be oğlum, sana münasip, huyu huyuna suyu suyuna bir kısmet bulalım" diyerek iç geçiriyordu. Benim için kapı kapı geziyor, bir sürü kız resmi getiriyor ya da eş dost vasıtasıyla tanıştırmaya çalışıyordu ama hiçbirinin sıcaklığı kalbime sirayet etmiyordu. Annem de benim bu seçici, acele etmeyen tavrıma saygı duyuyor, beni zorlamıyordu. Açık konuşmak gerekirse, dışarıdan bakan her insanın dönüp bir daha baktığı bir siluetim vardı; deniz mavisi gözlerim, güneşte parıldayan kumral saçlarımla mahallede ve çevrede yakışıklılığımla bilinirdim. Haliyle arkamda sıraya dizilmiş, evlilik hayali kuran pek çok kız vardı. Fakat bu dünya hevesleri bana işlemiyordu; zira benim aradığım şey maddiyat ya da salt dış güzellik değil, manevi katmanlarda inşa edilecek sarsılmaz bir sevgi bağıydı. Annem ne kadar sessiz kalmaya çalışsa da içten içe benim bir an evvel yuva kurup, Allah’ın emrini yerine getirmemi, sünneti tamamlamamı istiyordu. Ama olmuyordu; Harun Aslan, aradığı o ruh ikizini, o derin bağı bir türlü kuramıyordu. Çünkü benim aradığım, sahte kişiliklerden, maskelerden arınmış, saf ve tertemiz bir kalpti. Tarih: 4 Temmuz 2016, sıcak bir Pazartesi günü. Ramazan ayının son günleriydi. Bizim o eski ama sıcaklığıyla içimizi ısıtan müstakil evimiz, geniş ve ağaçlarla bezeli koca bahçesiyle her iftarda tüm aileyi aynı sofranın etrafında toplardı. O yaz gününün akşamında yine bütün aile bahçeye doluşmuştuk. Abimin iki oğlu Halil ve İbrahim ile ablamın biricik kızı Zehra bahçede neşeyle koşuşturuyorlardı. Yeğenlerimin her birini canımdan çok seviyordum. Masada hep birlikte oturmuş, Ramazan’ın son arifesi olan, ertesi günü bayrama bağlayacak o mübarek gecenin son iftarını açmaya hazırlanıyorduk. Babam Süleyman Aslan, her zamanki vakur duruşuyla masanın başköşesindeydi; annem Meryem ise onun hemen sağ tarafında yerini almıştı. Ben ise hayatım boyunca koruduğum o dik, saygılı ve efendi duruşumla sessizce ezanın okunmasını bekliyordum. "Allahu ekber, Allahu ekb…

Bölümün tamamını WritePad'de oku