🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başınd

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

Sokağın başındaki o köşeyi döndüğüm an adımlarım pat diye yere çakıldı. Karşımda dikilmiş, o derin deniz mavisi gözleriyle doğrudan bana bakıyordu. Neden gelmişti ki şimdi bu adam buraya? Lokantaya geleceğimi zaten mesajda söylemiştim. Kalbim ne diye böyle durduk yere, sanki yerinden fırlayacakmış gibi güm güm atmaya başlamıştı ki?! İçimden derin, sakinleştirici bir nefes çektim. Kendime çeki düzen vermem gerekiyordu. İki haftadır onu görmüyordum... Özlemiş olamazdım değil mi? Yok canım, daha neler! "İçinden kendine gel Zeynep," dedim hırsla. "Gardını sakın düşürme bu adama karşı!" O bana doğru, ben de ona doğru adımlayarak aramızdaki mesafeyi kapattık. Yüzünde o bildik, içimi altüst eden hafif tebessüm belirdi. "Selamünaleyküm Zeynep." Allah’ın selamıydı sonuçta; almamak, cevapsız bırakmak olmazdı. Kaşlarımı çatarak, "Aleykümselam..." dedim dik bir sesle. "Siz müşterilerinizi böyle yol ortasında mı karşılarsınız Garson Bey?" O dipsiz mavilikleriyle gözlerimin içine baktı. "Yalnızca özel müşterilerimiz için..." "Gerek yoktu, iki sokak aşağısı zaten. Ne gerek vardı buraya kadar gelmene?" Harun dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı. "Gelmeseydim keşke, öyle mi?" "Evet! Gelmeseydin. Mahalle yeri burası, bir gören olabilir." "Zeynep... Sözlümsün sen benim. Aynı zamanda dini nikahlı eşimsin. Kim, ne diyebilir ki bize?" Yine başlamıştı şu 'eş' meselesine! "Neden geldin buraya Harun?" "Ne bu sorgu sual Zeynep? Lokantamıza ilk defa geleceksin diye seni yoldan alayım dedim sadece." Kaşlarımı daha da çattım. "Bak Harun, ben böyle şeylerden hiç hoşlanmıyorum. Böyle aşırı korumacı tavırları, 'Sözlümsün, yalnız dolaşamazsın' gibi demode, klişe şeyleri hiç sevmem ben." Harun bir an kaşlarını çattı. Bakışları sertleşir gibi oldu ama kendini tuttu. İçinden "Ya o pislik herif sana kafayı takıp seni takip ediyorsa... Nasıl yalnız dışarıda olmana gönlüm razı gelsin Zeynep?" diye geçirdiğini duyar gibiydim. "Zeynep, ben sana öyle bir şey demedim..." dedi sesi hafifçe kırılarak. "Geldiğime pişman ettin beni yine." "İyi be! Hadi gidelim, çok açım zaten..." "Belli oluyor," dedi beni şöyle bir süzerek. "Bayağı zayıflamışsın şu iki haftada." İçimdeki hırçın ses hemen fırladı: "Senin yüzünden!" Eyvah! Yine ağzımdan kaçırmıştım işte! Harun şaşkınlıkla adımlarını kesti. "Nasıl benim yüzümden?" "Yani... şey..." diye bocaladım, panikle hızla yürümeye başladım. "Annemle uğraşıyorum sabahtan beri! Baskı yapıp duruyor 'Harun’u ara, Harun’u sor' diye. Ondan yani! Yoksa ben ooo..." "Yoksa unuttun mu diyecektin?" dedi, gözlerinde muzır bir parıltıyla peşime takılarak. "Evet! Unuttum tabii. Ben daha dün yediğim yemeği bile hatırlamam, seni mi hatırlayacağım?" Harun yanımda yürürken içinden acı bir tebessümle geçirdi: "Demek unuttun beni Zeynep... O yüzden mi böyle eriyip süzüldün? Unuttuğun için mi?" Nihayet lokantaya vardık. Bizim mahallede böyle nezih bir mekân vardı ve ben ilk defa adım atacaktım içeriye... Üstelik Harun’un sözlüsü olarak! İçeri girdiğimde epey müşteri olduğunu fark ettim. Mutfak tezgahının arkasındaki Bilal abi, Harun’a "Beni tek başıma bıraktın" der gibi sitemkar bir bakış attı. Ama beni görünce hemen yüzü aydınlandı. "Selamünaleyküm baldız! Hoş geldin!" Baldız mı?! İçimden gözlerimi devirdim. Yalandan pürüzsüz bir tebessüm yerleştirdim yüzüme. "Aleykümselam, hoş bulduk Bilal abi..." "Eee Harun, Zeynep’i almaya gittiğini söyleseydin ya baştan! Yardıma mı geldin baldız?" Harun benden önce atılıp lafı kesti: "Hayır abi, Zeynep benim özel müşterim." Bilal abi kıkırdadı. "Heıı, anladım Harun... Tamam, ben şimdi tek başıma yetişirim masalara, siz geçin." Hemen öndeki masaları gösterdim: "Şurası boş, ben şurada oturacağım." Harun masaya baktı. "Tamam, orası iyi. Klima doğrudan üzerine vurmaz, rahatsız olmazsın. Ne yiyeceksiniz Zeynep Hanım?" (İçimden "Seni!" diye geçirmek gelse de kendimi topladım.) "Sarımsaksız, bol yoğurtlu olsun. Ama o çıtır çıtır olanından... Gölyazı’da yediğim mantı gibi" Harun gözlerini süzdü. "Sarımsak olsa ne olacak ki? B…

Bölümün tamamını WritePad'de oku