🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

23. Bölüm:Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gül

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

Mübarek cuma sabahına uyanmıştık. Ramazan Bayramı’nın o telaşlı, kalabalık coşkusu geride kalmış; köyün üzerine dingin, huzurlu bir cuma sessizliği çökmüştü. Ben tabii ki her zamanki gibi mışıl mışıl uyuyordum, yanımda da horul horul uyuyan prenses Elif vardı. Aşağıda ise hareketlilik çoktan başlamıştı. Annem, babaannem ve Meryem Teyze erkenden kalkmış, avludaki ahşap masaya mükellef bir kahvaltı hazırlıyorlardı. Dedem her sabah olduğu gibi yine inekleri otlatmak için meraya götürmüştü. Şu koskoca köyde tek sevdiğim şey, her şeyin buram buram doğallık kokmasıydı. Özellikle bahçeden yeni koparılmış, üzerindeki çiy taneleri duran o taze domateslerin kokusuna bayılıyordum. Harun ise çoktan uyanmış, kuşluk namazını eda etmişti bile. Üzerine o tertemiz, hafif bol haki yeşili gömleğini giymiş, altına da siyah keten bir pantolon çekmişti. Ne giyse yakışıyordu gerçi adama... Gölde yüzdüğü o an zihnime kazındığından beri biliyordum; iyi bir yüzücüydü ve o omuzlar, o kaslar boşuna gelişmemişti. Annemler yine kahvaltı masasını donatırken, ne olduysa oldu ve kendi kendime aniden uyandım. İçimi kaplayan, tarifi imkansız bir heyecan dalgası vardı. Bugün Bursa’ya gideceğimiz için miydi bu sabırsızlık, yoksa... yoksa yavaş yavaş varlığına, gözlerine alışmaya başladığımdan mıydı? Bilmiyordum. Yıkanıp kuruyan elbiselerimin arasından koyu mavi olanını seçtim. Uzun, dökümlü, kapalı bir elbiseydi. Ama masaya inmeden önce mutlaka yıkanmam gerekiyordu. Kıyafetlerimi kucağıma alıp koridorda kimse var mı diye etrafı kolladıktan sonra hızla banyoya koştum ve kapıyı arkamdan kilitledim. Kovaya ılık suyu doldurdum, ahşap sekmeye oturup saçlarımı şampuanladım. Yine sevmediğim buram buram çilek kokusu sardı etrafı. Yıkanmak, üzerimdeki o gerginliği ve örümcek korkusunun tortularını silip atmıştı. Kurulanıp mavi elbisemi üzerime geçirdim. Aynaya baktım ama her zamanki gibi bulanık bir silüetten ibaretti gördüğüm. İnsanın kendisine verdiği zararı gerçekten başkası veremiyormuş; kırmıştım gözlüklerimi, şimdi dünyayı bir sis perdesinin arkasından izliyordum. Havluyla nemini aldığım saçlarımı tarağımla güzelce tarayıp kurusun diye omuzlarıma salık bıraktım. Ben uyanana kadar herkes kahvaltı masasına oturmuştu. Elif hâlâ içeride uyuyordu; prenses hanımefendi kolay kolay kalkmazdı zaten. Harun da masadaki yerini almış, sessizce duruyordu. Annem abime seslendi: "Yusuf oğlum, git Zeynep’i kaldır hadi, uyanmaz o şimdi..." Tam abim ayağa kalkıp odaya doğru geliyordu ki, ben terliklerimi sürüyerek bahçeye çıktım. Annemle babam beni erkenden karşılarında görünce şaşkınlıkla bakakaldılar. Ben masaya doğru adımlarken, Harun’un bakışları anında bana kilitlendi. O derin mavi gözleriyle sanki büyülenmiş gibi bakıyordu bana. Yüzünü net göremiyordum ama kalbimin göğüs kafesime sığmayacak gibi göp göp atışını her hücremde hissediyordum. Karşısındaki boş sandalyeye oturdum. Annemler ve Meryem Teyzeler, Harun’un bana kilitlenen o bakışlarını fark etmiş, kendi aralarında manalı manalı gülümsüyorlardı. Bense Harun’a bakarak istemsizce tebessüm ettim ve yanaklarım alev alınca utanarak kafamı öne eğdim. Ne oluyordu bana, hiç bilmiyordum... Harun da benim tebessüm ettiğimi görünce dudaklarında o sıcacık gülüş belirdi. İkimiz gülümseyince masadakiler de gülümsemeye başladı. Ama o an ikimiz de sanki bu dünyada değil, bambaşka bir evrendeydik. Ben onun ucu bucağı görünmeyen masmavi denizinde boğuluyordum, o ise benim bilinmezlerle dolu cennetimde kayboluyordu... Herkes neşeyle kahvaltıya başladı. Babaannemin kendi elleriyle yaptığı köy peynirli, çökelekli omlet harikaydı. Ben peynirden küçük bir çatal alıp yerken Harun’un gözlerinin hâlâ üzerimde olduğunu hissedebiliyordum. İçim tir tir titriyordu heyecandan; kalbim sanki birazdan duracaktı. İçimden "Bakmasana be adam! Öleceğim şurada heyecandan!" diye bağırıyordum. Gülümsüyordu... Tıpkı çocukluğumda gördüğüm, o hafızama kazınan portredeki gibi. Bir insana tebessüm etmek bu kadar mı yakışırdı? "Kendine gel Zeynep!" dedim kendi kendime.…

Bölümün tamamını WritePad'de oku