🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️

22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval

Yazar:

🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı
🕊️ZEYNEB-İHARUN 🕊️ – Hanife kitap kapağı

Ben hıçkırdıkça masadaki herkesin bakışları anında bana döndü. Utançtan yerin dibine geçmek istiyordum. Elif her zamanki bilmiş edasıyla kıkırdadı: "Ablamı biri andı herhalde!" Harun’a başımı kaldırıp bakamıyordum bile. Az önce yukarıdaki odada onu yarı çıplak, o geniş omuzları ve kaslı vücuduyla yakalamış olmak zihnimde adeta bir şok etkisi yaratmıştı. Ay ben niye 'çekici' diyorum ki bu öküze ya?! Sussana iç sesim, kendi kendime ne saçmalıyorum ben?! "HIK!..." Yusuf abim masanın köşesinden bana bakıp sırrı verir gibi konuştu: "Kardeşim, yirmi saniye nefesini tut, hemen geçer." Normalde benim bu hiddetli, şaşkın halim Harun’u çoktan güldürür, dudaklarında o alaycı tebessüm belirirdi. Ama bu sefer gülmüyordu. Hatta tam tersine, bana bakmıyordu bile! Trip mi yiyordum şimdi ben bu adamdan?! Birlikte yaptığımız o 24 saatlik iddia bile işe yaramamıştı; birkaç saat geçmeden yine birbirimize girmeyi başarmıştık daha doğrusu ben başarmıştım. Babamlar kendi aralarında köy işlerini konuşurken ben masada düzenli aralıklarla hıçkırmaya devam ediyordum. Harun ise başını tabağından kaldırmıyor, sadece yemeğiyle ilgileniyormuş gibi yapıyordu. Geçmiyordu işte şu hıçkırık belası! Elif aniden Yusuf abime dönüp fısıldadı: "Abi, ben ablamın nasıl düzeleceğini çok iyi biliyorum." Yusuf abim Elif’e "Yapma kızım" der gibi uyarır bir bakış attı. Harun da başını kaldırıp Elif’in neyin peşinde olduğunu anlamak için gözlerini ona dikti. Elif oturduğu yerden kalktı, yerden ne aldığını fark edemedim. Derken arkamdan sinsice yaklaşıp buz gibi parmaklarıyla ensemdeki hassas deriye dokundu. Masanın etrafındakiler annem, Meryem Teyze, babam, Süleyman Amca, dedem ve Harun hep birlikte Elif’in hareketini izliyordu. Elif arkamda kıkırdayarak bağırdı: "Ablamın boynuna örümcek koydum!" Nee?! Örümcek mi?! Zihnimdeki bütün şalterler attı. Sandalyeden fırlayıp avazım çıktığı kadar çığlık atmaya başladım: "AAAAA! AAAAA! ÇIKARIN ŞUNU!" Abimler halime kahkahalarla gülmeye başladı. Yine rezil olmuştum, yine herkesin eğlencesi haline gelmiştim! Babam da annem de Elif’e kızgın kızgın baktı. "Elif çıkar örümceği ne olur!" diye feryat ederek olduğum yerde dönüp duruyordum. Tüylerim diken diken olmuştu, sırtımdan aşağı buz gibi bir ürperti yayılıyordu. Elif ellerini kaldırıp geriye kaçtı: "Abla tamam tamam, bir şey koymadım valla! Şaka yaptım, hıçkırığın geçsin diye!" "Ya böyle şaka mı olur salak kız?!" diye bağırdım gözlerim dolarak. "Bilmiyor musun benim ne kadar korktuğumu?! Ben tokum, yemeyeceğim!" Hışımla sofrayı terk edip eve koştum. Arkamdan babamın Elif’e gürlediğini duyuyordum: "Elif ne bu maskaralık kızım?! Ablan o senin! Kız şu sofrada iki gündür ağzına tek bir lokma koyamadı. Bayram günüdür, ayıp oluyor dünürlerimizin yanında!" Elif başını öne eğip yerine oturdu. Süleyman Amca ise babamı teselli etti: "Olur mu öyle şey Mustafa, biz aile olduk artık, çocuklar arasında olur öyle şeyler... Harun evladım, sen git bak gelin kızıma, çok korktu garibim." Harun oturduğu yerden yavaşça doğruldu. "Tamam baba, bakayım ben ona. Hatta bir tabak hazırlayayım da yukarıda yesin." Annem hemen atıldı: "Harun oğlum, ben sana tabak vereyim hemen." Annem tabağın içine sıcacık Boşnak mantısından cömertçe koyup uzattı. Harun tabağı ahşap bir tepsiye yerleştirdi, yanına çatal ve kaşığı da koyup yukarı yöneldi. Bense odada tam anlamıyla kriz geçiriyordum. Üzerimdeki yarım kollu tişörtü hışımla çıkarıp kenara attım. Üzerimde sadece gri atletim kalmıştı. Kollarımı, boynumu, derimi yüzercesine hırsla kaşıyordum. Şu lanet köye sırf bu börtü böcek yüzünden gelmek istemiyordum zaten! Odamın kapısı iki kere sertçe çalındı: TAKK! TAKK! "Ne var Elif?!" diye bağırdım. "Ne istiyorsun yine?!" "Benim Zeynep... Harun." Eyvah! Hemen sandalyenin üzerindeki gri kapüşonlu hırkamı üzerime geçirip önünü kapattım. "Ne istiyorsun Harun ya? Elif bitti, şimdi de sen mi başladın?" "Zeynep, müsait misin? Geliyorum bak." "Müsaitim Harun, gel..." Kapı açıldı. Harun elindeki tepsiyle içeri girdi. Tabağı görünce dura…

Bölümün tamamını WritePad'de oku